Ana Sayfa Yazarlar Paris’te Türkiye için düşünmek

Paris’te Türkiye için düşünmek

54
PAYLAŞ

28 Ağustos ile 15 Eylül tarihlerinde ’te oldum. Oğlumu, gelinimi ve torunlarımı ziyareti amaçlayan bu geziyi yaşam yoldaşım ile birlikte gerçekleştirdim. Özellikle torunlar insanın aklını başından alıyor. Onlarla çocuklaşıyorsunuz. Ancak, onlardan ayrılmak ise asıl dert. Çünkü yüreğinizi ve aklınızı oraya bırakarak dönüyorsunuz. Her neyse, bunu, ilk torunumun dünyaya gelişinden,7 2011’den bu yana yaşamaktayım.
Paris her zaman çekici ama özellikle “Sonbaharda Paris” daha da baştan çıkartıcı. Amacım, çoğunuzun yaşadığı bu baştan çıkmayı sizlerle paylaşmak değil, orada tanıklık ettiğim kimi olayların ve gözlemlerimden yola çıkarak, Türkiye üzerine düşünmek istiyorum.
Tanıklık ettiğim ve “keşke bizde de olsa” diye hayıflandığım eylem, tarım işçileri ile hayvan yetiştiricilerinin bin beş yüz traktörle, önce Paris’e ve ardından da Başkenti olarak da anılan Brüksel’e yaptıkları gösteri oldu. Eylem, Ulusal Tarım İşçileri Konfederasyonunun (FNSEA) çağrısı üzerine gerçekleşti.
Dikkatinizi, “ulusal” sözcüğüne çekmek isterim. Türkiye’de “ulusal” sözcüğünü kullananlara “faşist” ve “dinazor” ile karşılaşmış gibi olanları düşündüğümde, Fransız İşçi Sınıfının henüz, bizdeki “dönmeler” benzeri ilerleme(!) gösteremediklerinin şaşkınlığını yaşadım.
Konfederasyonunun çağrısı ile ülkenin dört bir yanından yola çıkan bin beş yüz traktörlü eylem, ülkedeki düşük et ve süt fiyatlarını protesto etmek ve bu konuda hükümeti uyarmak amacını taşıyordu.
Dört kapıdan Paris’e yürüyen tarım işçileri hayvan yetiştiricilerinin yanı sıra, otobüs ve tren ile de gelenlerin buluşma yeri, Paris’in en büyük alanı olan “Ulus Meydanı” idi. Sonrasında ise, Sosyalist Partisi Genel Merkezi ise, ,eylemcilerin isteklerini haykırdıkları yer oldu.
Tarım işçileri ve hayvan yetiştiricileri, AB Ortak Tarım Politikasından yakınırken, yardım ile değil, emeklerinin gelirleri ile geçinmek istediklerini dile getiriyorlardı.
Çünkü koruma amaçlı önlemlerin kaldırılması, artan küresel rekabet, Rusya’ya karşı uygulanan ambargo, piyasaya Çin’in girmesi, büyük firmaların anlaşmalı fiyattan alımlarını yapmamaları, fiyatların düşmesine ve üretim fazlalarının doğmasına neden olmakta.
Paris’e dört bir yandan giriş karşısında güvenlik güçlerinin tek kaygısı, aksayan trafiğin nasıl düzene konulacağı noktasında toplanmıştı.
Alana gübre dökmeler, parlamentoyu duvar kapısı ile kapatmalar- bizde buna gerek yok, başta iktidar partisi olmak üzere tüm partiler ortaklaşa 8 Haziran’dan bu yana bunu yapıyorlar- eylemin tamamlayıcısı oldular.
Ne şiddet, ne yasaklama, ne cop, ne Toma, ne panzer, ne basınçlı su, ne kalkan ile dağıtma girişimi, ne plastik mermi olmayınca, ne can yakma, ne can alma, ne çatışma olmayınca, şaştım kaldım ve ülkemdeki sıradan bir demokratik eylemin nasıl vandalca önlenmek istendiğini düşünerek, ne kadar “Fransız” kaldığımıza yandım.
Hızlarını alamayan tarım işçileri ve hayvan yetiştiricileri, eylemlerini, AB’nin Euro-bürokratlarını uyarmak ve sorunlarının çözümüne batmak için, Brüksel’e de taşıdılar. Bu eylem ile Haziran 2013’de gerçekleştirilmiş olan eylemi bir arada düşündüğümde, eylemin giderek, iki yılda bir yinelenmekte olduğu sonucuna vardım. Eylem ilk meyvesini, Hükümetin bu et ve süt üreticilerine yönelik olarak 3 Milyar Euro’luk bir kaynak ayırması ile verdi.
Ancak, eylemcilerin asıl derdi, pansuman tedavisi olmayıp, üreterek geçimlerini sağlayıcı koşulların yaratılması olduğundan, eylemin süreceği düşüncesindeyim.
Türkiye’de de, tarım işçisi ile çiftçi ve hayvan yetiştiricilerinin yaşamakta oldukları sorunlar benzerlik taşımakta. Ancak, eylemlere yönelik devlet şiddeti bir yana, çözüm yolundaki çabalar, Fransa’da olduğu gibi, örgütlü-eylemli hak arayışı biçiminde değil, hükümet kapısında, el-pençe durmak, boyun bükmek ve dilenmek olmakta.
Örneğin, güya tarım kesimindeki üreticilerin örgütü olması gereken Ziraat Odaları, küçük üreticiyi denetim altında tutmak, onların olası protestolarını, hükümete şirin görünmek için bastırmak işlevi görmekteler.
Bu nedenle de Türkiye’de böyle bir eylemin, TZOB tarafından örgütlenmesini düşünmek bile hayra yorulmaz. Bizde tarım ve hayvancılık kesiminde var olan Birlikler, hükümetin denetiminde olup, hükümetle ortaklaşa üretici çiftçiyi hem denetim altında tutmak ve hem de, üreticilere dönük devlet yardımlarını üleşmek üzerine temellendirilmiş bulunmaktadır.
Örneklemek isterim. Devlet, küçükbaş hayvan yetiştiricilerine, hayvan başına 20 lira destek vermektedir. Bunun koşulu, hayvanların TÜRKVET Sistemine kayıt olması ile Koyun-Keçi Yetiştiricileri Birliği’ne üyeliktir. Yardım Birlik aracılığı ile dağıtılmaktadır. Hayvan yetiştiricisine hiçbir yarar sağlamayan Birlik, bu devlet yardımının üçte birine kaynağında el koymaktadır.
Bu haraç karşılığında Hükümetlerin Birlikten beklentisi, iktidar partisinin seçim mitinglerine, gövde gösterilerine, tıpkı Soma maden ocaklarından devşirilen işçiler gibi, kalabalıkları sağlamak, Tarım Bakanı ve bürokratlarını ağırlamak, onların gezilerine katılmaktır. Bir başka soygun aracı ise TARSİM’dir. Yazı uzadı. TARSİM’i bir başka yazımda anlatayım.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam