İnsanoğlunun kıyamete kadar, yerine başka bir şeyi koyamayacağı, tek icadı paradır.

Para, zamanla kendisini icad eden insanoğlunun, Tanrısı hüviyetine büründü. Ona ulaşmak için her yol mübah kabul edildi. Tüm kutsallar, ona ulaşmak için birer maskeye, rozete, kartvizite dönüştü.

Anlayacağınız, ismi telafuz edilmesede, para tapıncı dini diye bir din, paranın icadından günümüze, yeryüzünde alanını genişletmeğe devam ediyor.

Bu dine mensup olanlar, çift şapkalıdırlar. Görünürde Müslüman, Hıristiyan veya başka dinlerin, ideolojilerin, öğretilerin şapkası ile dolaşırlar.

Para tapıncı dini mensuplarının, görünürde taktıkları şapkalar, onları ayrı ve karşıt gibi göstersede, özünde aynı tapınağın, aynı putun(paranın) müdavimidirler.

Bizden bir örnekle, bu durumu açmak istiyorum.

Hep fakirin, Cennete daha yakın olduğu vaazını dinledik, dinliyoruz. Oysa ki bu vaazı verenler, zenginliğe paraya ulaşmayı, yaşamlarının gayesi haline dönüştürmüşlerdir.

Mesele, garip gurabanın sesiyim ve onlardan biriyim diyen Zat-ı şahanelerinin “Müslüman zengin olmalıdır” sözü, cüzdanın kalınlığını işaret etmektedir. Ahlaken, iman açışından zenginliği kast etmediği ayan beyan ortadadır.

Demem o ki;

Şaşaayı, debdebeyi, israfı, yolsuzluğu, haramı, yağmayı, gaspı ahlaka dönüştürmüşse bir fani, o para tapıncı dininin kardinalliği makamına, yerleşmiş demektir.