Ana Sayfa Yazarlar Pakistan’da intihar saldırısı

Pakistan’da intihar saldırısı

71
PAYLAŞ

Son aylarda ülkemiz, Avrupa ve Ortadoğu’da gerçekleştirilen terör olaylarıyla o denli meşgulüz ki, Afganistan, Pakistan ve Filipinler’de olan biten irili-ufaklı terör olaylarını fark edemiyorduk işin doğrusu.

Pakistan’ın Lahor şehrindeki bir lunaparkta gerçekleştirilen intihar saldırısı sonucu şimdilik yetmişten fazla kişinin hayatını yitirdiği, üç yüzden fazlasının ise yaralandığı haberi yürek burktu.
Ne yazık ki bu saldırıda yaşamını kaybedenlerin çoğunluğu kadın ve çocuktur ve Pakistan’daki Taliban örgütlenmesine bağlı ‘Cemaat-ül-Ahrar’ adında aşırı dinci bir gurupça gerçekleştirildi. Ahrar, saldırıyı üstlendiğine dair mesajında, hedeflerinin şehirdeki Hristiyanlar olduğunu, bu tarz saldırılara devam edeceklerini, Başbakan Navaz Şerif’e, artık Lahor’da da örgütlenmiş bulunduklarını hatırlatmak istediklerini belirtti.
Başbakan Navaz Şerif, bilindiği üzere Lahor doğumludur ve siyasal gücünü özellikle bu şehre borçludur.
Bu saldırı, Aralık 2014’de Pakistan’ın Peşaver şehrindeki bulunan bir askeri okulda eğitim görmekte olan 134 gencin öldürülmesinden sonraki en kanlı saldırıdır. O saldırının ardından Pakistan ordusunca İslamcı militan guruplara karşı büyük bir temizlik harekâtına girişilmiş olduğu hatırlanmaktadır.
Saldırı hükümetimiz ve diğer ülkeler liderlerince de kınandı.
Bağımsızlığı 1947 yılında İngiltere tarafından tanınmış olan Pakistan’ın tarihi, demokrasi, askeri yönetim ve şeriat yönetimleri arasında gidip-gelmelerle doludur. İşin daha vahimi, Afganistan’la sınır komşusudur. General Ziya-ül-Hak’ın 1977 yılında Zülfikar Ali Bhutto’yu devirmesinden sonra ülkede ABD’nin de teşvik ve desteği ile ülkede büyük şirketlerin oluşturulmasını, şeriata geçilmesini, kamulaştırmayı reddeden politikalar izlenmeye başlanmış, Afganistan’da Rusya’nın işgaline karşı savaşan Taliban’a silah ve para yardımında bulunulmuştur. Bundan başka, yine Afganistan’la sınır oluşturan Belucistan ve Kabileler bölgelerinde çok sayıda medrese açılmasına izin verildi. Bu politikalar, Ziya-ül-Hak’nın 1988 yılına kadar vefat etmesine kadar sürdürüldğ ve ülkede derin izler bıraktı.
Pakistan’ın 1977-1988 yılları arasında geçirdiği yukarıda kayıtlı değişimini, günümüzde ülkemizde izlenen politikaların getirmekte olduğu değişimle kıyasladığımızda şaşırtıcı bir benzerliği fark edip endişelenmemeye imkan yoktur.
Ne dersiniz?

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam