Ben ilkokula giderken (1955-60), bizlere Padişahların ne kadar acımasız olduğu anlatılırdı. Osmanlı Padişahları istediğini astırır, istediğini kestirirdi. Her şey onun iki dudağı arasında idi. Hiçbir kanun ve nizam tanımazlardı.

Bütün 23 Nisan bayramlarında, Cumhuriyet bayramlarında bunlar defalarca anlatıldı. Tam bir Cumhuriyet gençliği olarak yetiştirildik.

Zaten bizim öğretmenlerimize karşı inanılmaz bir saygı ve korkumuz vardı. Sokakta karşılaşsak, kaçacak delik arardık. Onları sorgulamak, o yaşta bizim için hiçbir şekilde mümkün değildi. Aynı söylemler, ortaokul sıralarında ve lise sıralarında devam etti. Lisede bile “acaba” diye en küçük bir şüphe duymak aklımızdan geçmedi.

16_d Halife Abdülmecid
16_d Halife Abdülmecid

1923 Cumhuriyet yılında kurulan Cumhuriyet kendi kahramanını yaratmış ve kendi ilkelerini, kendi devrimlerini kurmuştu. 1 Kasım 1922 tarihinde “saltanın ılgâsı” gerçekleştiğinde 163 milletvekilinin 9’u çekimser kalmış ve karar 148 oyla kabul edilmişti. Red oyu veren yoktu. Aynı kararın ikinci maddesiyle Abdülmecid Efendi’nin halifeliğinin önü açılmış olmaktaydı. Ancak bu halifelik kağıt üzerinde kalacak olan sembolik bir halifelikten başka bir şey olmayacaktır. 1924 yılında halifelik de kaldırılacak ve genç Cumhuriyet bu kamburdan da kurtulmuş olacaktı.

1926 yılında İzmir Suikasdı olayından sonra Cumhuriyetin sahipleri ortalıkta hiçbir çıbanbaşı olabilecek kimse bırakmadılar. Yahudi dönmesi Maliye Bakanı Cavid Bey bile asıldı. İstiklal Savaşımızın kahramanlarından Kâzım Karabekir Paşa ise, kendisinin büyük ünü ve İsmet Paşa’nın tavassutuyla kurtulabildi. 1926 yılında sonra yurtta hiçbir muhalefet kalmadı. Göstermelik partiler emirle açıldı, emirle kapatıldı. Artık hiç kimse saltanatın veya halifeliğin geri gelmesini aklından bile geçiremezdi.

1926 yılından sonra Cumhuriyet Devrimleri uygulamaya sokuldu. Çıkabilecek tepkileri önlemek için İstiklal Mahkemeleri’nin ismi bile yeterli idi. Bütün bunlar yapılırken “hain padişahlar” söylemi, “Hain Vahdettin” şekline dönüşmüştü. O artık Damat ile birlikte İngiliz gemisiyle yurt dışına kaçmış olan bir haindi.

71tttx III. Selim
71tttx III. Selim

Cumhuriyet döneminde Türk Edebiyatının ve Türk Tarihi’nin kurucusu sayılabilecek Fuad Köprülü ancak Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu’nu istediği gibi yazabilmişti. Daha fazlası o dönem için bir anlamda mayınlı bölge idi. Çünkü Osmanlı hakkında açık övgüler dizmek bir anlamda padişahları ve halifeleri övmek olarak algılanmakta ve tepki görmekteydi. Atatürk’ün Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’nu açtırması ve sahiplenmesi de bu yüzdendir: Devletin resmi tarih görüşünü oluşturmak.

Ancak Avrupalı ve Amerikalı akademisyenler için Osmanlı tarihi 623 yıllık dev bir hazine idi. Onlar Osmanlı Tarihi’ni incelerken hiçbir kısıtlamaya veya sansüre tabi değillerdi. Batıda başlayan Osmanlı araştırmaları, Türkiye’den binlerce elyazması eserin yurt dışına çıkarılmasına ve batılı milli kütüphanelerin raflarına girmesine sebep oldu. Eski yazının yasaklanmış olması, yüzlerce el yazması eserin ve arşiv belgesinin yurt dışına çıkarılmasını, hurda kağıt fiyatına satılmasını kolaylaştırdı. Bazı kıraldan fazla kıralcılar, tarihi eserlerin kitâbelerini kazımaya kalktılar. Bazı uyanıklar devletin resmî kadı sicillerini törenle yaktırdılar.

Cumhuriyetin ilk kuruluş yıllarında Osmanlı padişahlarını kötülemenin sebebi çok açık şekilde anlaşılabilir. Yeni rejim tam olarak oturuncaya kadar bunu devam ettirmenin de haklı bir gerekçesi vardır. Ama nereye kadar sürecekti bu?

mehmet_vi_vahidettin
mehmet_vi_vahidettin

Serbest Fırka, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası vs. için kapatma gerekçesi her zaman Demoklesin kılıcı gibi gece gündüz başlarının üzerinde sallanıp durdu. Her iki parti de aynı gerekçe ile kapatıldı: “Gericiliğin odağı haline gelmek”. Bu öylesine etkili, öylesine genel-geçer bir gerekçe idi ki 2008 yılında bile işe yarayabiliyordu.

Kabul etmek gerekir ki CHP, cumhuriyeti kurmuş olmak ve Atatürk’ün mirasına sahip olmak argümanını kendi adına çok iyi kullandı. Demokrat Parti’yi yıllarca gizli veya açık bir “gericilik suçlaması” sopasını kullanarak yola getirdi. Pilavzâdeler (Ticanîler) mantar gibi ortaya çıkarak Atatürk büstlerine saldırmaya başladılar. Tabii ki fatura, DP iktidarına kesildi. DP, bugün bile yürürlükte olan Atatürk’ü Koruma Kanunu’nu çıkarmak zorunda kaldı. DP, Anıttepe’de Atatürk’ün şanına layık dev bir “Anıtkabir” yaptırsa da 1960 ihtilâlinde liderlerini şehit vermekten kurtulamadı. Mantık düz mantıktı: “Asmazsak, sonra o bizi asar”.

Cumhuriyetin ilk yıllarında başlayan Osmanlı’yı kötüleme kampanyaları CHP’de alışkanlık yaratmıştı. Her fırsatta Osmanlı’ya hakaretten geri durmadılar. Bugün bile Osmanlıyı tarafsız bir gözle anlatan akademisyenleri “New Ottomanist” olarak damgalıyorlar. Niçin? Çünkü 50 yıldan beri söyledikleri yalanlar ortaya çıkıyordu: 1. Padişahların yetkileri sınırsız değildi. 2. Padişahlar bile istediklerini dar ağacında sallandıramıyorlardı. 3. İstedikleri toprakları, istedikleri kimselere veremiyorlardı.

Genç Osman
Genç Osman

Haksızlık yapan, görevini hakkıyla yapmayan padişah ulema ve askerin bir araya gelip karar alması ile tahttan uzaklaştırılabiliyordu. Sultan I. İbrahim, IV. Mehmed (Avcı) bu şekilde tahttan uzaklaştırıldılar. Sultan Genç Osman, III. Selim, Sultan Abdülaziz ise Bizans entrikaları ile tahttan uzaklaştırıldılar.

Artık bazı sloganları bırakmak ve akademik konulara akademik bir gözle yaklaşmak gerekir. Bir tarihçinin gözünde tarihin bütün aktörleri eşit mesafededir. Yaptığı araştırma sonucunu, hiç bir gizleme veya hiçbiri ekleme yapmadan okuyucu ile paylaşmak zorundadır. Bu konuda getirilecek kısıtlamalar Mısırlızâdelere, Bahadıroğullarına daha geniş bir alan kazandırır ve onları hoşnut eder. Doğruyu söylemek, bizlere çok daha fazla yakışır.

PAYLAŞ
Önceki İçerikMüthiş bir galibiyet aldık
Sonraki İçerikİslami ülke!
Prof. Dr. Yılmaz Kurt
1949'da Osmaniye'de doğdu. Ankara Üniversitesi DTCF Tarih Bölümü Öğretim Üyesi, Yeniçağ Tarihi Anabilim Dalı Başkanlığı, Tarih Bölümü Başkanlığı, OTAM Müdürlüğü görevlerinde bulundu.