Ana Sayfa Yazarlar Özgecanlar Sizleri Yaşatamadık. Bağışlayın Bizleri!

Özgecanlar Sizleri Yaşatamadık. Bağışlayın Bizleri!

34
PAYLAŞ

Özgecan Aslan bir üniversite öğrencisi idi. Kırk dört yıllık üniversite öğretim üyeliğimde, aralarında olduğum öğrencilerim, 18-25 yaş dilimindedir. Bu birliktelik bende hep yirmili yaşlarımı yaşar gibi bir duygu yaratıyor.
Yaşımı soranlara hep “20’nin katları ve artı” ile yanıt verirdim. Örneğin, “iki yirmi artı, üç yirmi artı vb.”
Yani bu gençlerle birlikte olmak, biz öğretim üyelerini hep genç kılan bir canlılık kazandırmakta. Özgecan’ın yaşamdan kopartılması, biz öğretim üyelerinin de yaşam damarlarından birinin kesilmesi anlamına gelmekte.
Özgecan’ın yaşamdan kopartıldığı haberi, yayına düştüğünde, yalnız bir insan olarak değil, bir öğretim üyesi olarak da büyük bir isyana kaptırdım kendimi.
Öğrencilerimden biri olarak algıladım Özgecan’ı.
Ve kendimi, Özgecan’ın annesinin, babasının, kardeşlerinin, yakınlarının yerine koydum.
Özgecan’ın düşleri vardı, gelecek umudu taşıyordu, yaşam sevincini duyumsuyordu. Bir sapık Özgecan ile birlikte, bunları da yok etti.
Türkiye, Özgecan’a ağlıyor. Karalara bürünüyor. Türkiye, fazla geriye gitmemeyim, 1970’lerden bu yana “Kahraman Maraş Katliamına, Sivas’ta insanların yakılmasına, İpekçilere, Aksoylara, Mumculara, Dursunlara, Okanlara, Münevver Karabulutlara, Hrant Dinklere, Berkinlere, Charlie Hebdo ve Roboski’de savaş uçaklarının füzeleri ile paramparça edilen canların öldürülmelerine…
Sonra “biz…” ile başlayan ve sahiplenilen ölülerinin arkasından yürüyor.
Bir yanda toplumun bir bölümü, bu türden canavarlık bataklığının kurutulması için çaba gösterir, eylem ortaya koyarken, bir başkaları, canavarlara, canavarlıklara neden yaratmakla meşgul.
Örneğin insanlıktan nasiplenmemiş olduğunu kanıtlamak çabasına girişen bir yaratık, tanınmasın diye elleri kesilen, bedeni yakılan Özgecan’a “siz de mini eteği giyinip, soyunup, laik sistemin ahlaksızlaştırdığı sapıklar tarafından tacize uğradığınızda bas bas bağırmayacaksınız” diyebiliyor.
Bu yaratığın, Özgecanları öldürenlerden, yakanlardan daha fazla suçlu, sapık olduğunu düşünmez misiniz?
İnsanın yüreğindeki sevgiyi, sevecenliği karartıcı fetvalar veren Diyanet adlı kuruluştan bir ses duymamak, öğrencisi olduğu Üniversite Rektörlüğünden, YÖK’ten, sayıları onlara varan esnaf odalarından bir anlamlı ses duymamak, bataklığın nedenleri konusunda ipuçları vermiyor mu?
Kurbanlarının adları değişse bile, canavar üreten bataklığı kurutma konusunda bırakınız çaba göstermeyi, bu bataklığın daha da genişletilmesi ve derinleştirilmesi için elden gelen çaba gösteriliyor.
Bağnazlık, ötekileştirme, hoşgörünün, erdemliliğin yerini almakta. Eğitimin, ahlakın, inancın ereğinin “dinci ve kinci kuşaklar yetiştirmek” olarak seslendirildiği ülkemizde, bataklığın derinleşmesine ve genişlemesine şaşırmak neden?
Bu nedenle teker teker canavarlarla değil, bu canavarları üreten bataklığı kurutmakla, bataklığın genişlemesine ve derinleşmesine su taşıyan toplumsal, kültürel ortamımızı yeni baştan kurgulamamız gerekmekte.
Eğitim sistemimizi, toplumsal yapımızı laik değerlerle yeniden örgütlemeliyiz.
İnanç özgürlüğünü, laik eğitim, laik ahlak, laik hukuk, laik toplumsal düzene saygı koşuluna dayandırmalıyız yeni baştan.
İnsanlarımızda intikam ateşini söndürecek, buna karşın sevgi ateşiyle yanmanın güzelliğini yeşertecek bir düzen kurmalıyız.
Hrant Dink’in arkasından “yaşı kaç olursa olsun, 17 veya 27 olsun, katil kim olursa olsun bir zamanlar onların bebek olduğunu da biliyorum” diye haykıran Rakel Dink’e kulak vermeliyiz.
Ve bebeklerden katil, canavar yaratan bu sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel sistemimizi yeniden sorgulamalıyız. Özgecanların öldürülmesi, eğer aklımıza başımıza toplamamıza neden olursa, Onların kanı yerde kalmamış olacaktır.
Özgecan ve Özgecanlar, bizleri ve sizleri yaşatacak bir dünya kuramadığımız için bizleri bağışlayın.
Böyle bir dünyayı kuruncaya kadar da yakamızdan hep tutun…

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam