Ana Sayfa Yazarlar Özgecanlar Ölmemeli

Özgecanlar Ölmemeli

51
PAYLAŞ

Tarsus’ta bir üniversite öğrencisi genç kızımız hunharca öldürüldü… Hem de yaşıtlarının “Sevgililer Günü” sebebiyle güller, karanfiller aldığı bir günde… Öldürülmekle kalmadı cesedi yakıldı. Ta ki tanınmasın diye… Olay bütün Türkiye’de halkın yoğun tepki ve nefretine sebep oldu.
Özgecan’ın hunharca öldürülmesi yeniden idam cezalarını gündeme getirdi. Vatandaşın rahatsız olduğu şey bu cinayeti işleyen kişilerin yıllarca hapishanelerde devlet eliyle beslenecek olması. Sorulan soru şu: “Bu insanlar gerçekten yaşamayı hak ediyorlar mı?”
Devlete karşı işlenen suçlarda devlet isterse af çıkarabilir… Ama insana ve insanlığa karşı işlenen suçlarda devletin buna hakkı var mıdır?
Konumuz güncel olsa da biz tarihçi olarak tarihle bağlantı kurmak isteriz. Osmanlı Devleti’nde bu tür cinayetler işlendiğinde “idam” cezası uygulanıyordu. En azından “kural” olarak bu böyle idi. Ancak uygulamada genellikle araya “muslihȗn” denilen arabulucular giriyorlar ve “kan diyeti” ödettirilerek iki tarafı sulh etmeye çalışıyorlardı. Bu arabulucular genellikle, “sancakbeyi”, “subaşı” gibi yöneticiler olmaktaydı.
Osmanlı Devleti, “kısas” uygulanmayarak bu şekilde “sulh” yapılmasını din kurallarına ve örf kanunlara uygun bulmuyor, onaylamıyordu. Osmanlı Kanunnameleri’nde sık sık, parasına tamah ederek sulh yapılmaması ve yasaların tam olarak uygulanması istenilmekteydi.
Adana Şer’iye Sicilleri’nde benim rastladığım tek bir “kısas” olayı var: Bir kişi haksız yere bir kimseyi öldürmüş. Ölen kimsenin kardeşi “dem-i diyet” yani “kan bedeli” kabul etmemiş. “Madem ki o, kardeşimi haksız yere öldürmüştür, o da aynı şekilde öldürülsün” demiştir. Bunun üzerine Adana kadısı, katilin yaşadığı mahalle halkının görüşüne başvurmuş. Bütün mahalle halkı katilden şikâyetçi olmuş ve kendi halinde bir adam olmadığını, eliyle ve diliyle çevreye zarar verdiğini bildirmişlerdi. Mahalle halkının da katil aleyhine şahitlik etmeleri üzerine Adana kadısı “kısas” yapılmasına karar vermiştir.
Osmanlı döneminde böyle bir ibretlik olay da 1528 yılında Kanuni döneminde yaşanmıştır: İstanbul’da Yavuz Sultan Selim Camii yakınlarında bir eve giren caniler evde bulunanların tamamını öldürüp evi soyarlar. Olay İstanbul’da büyük korku ve öfkeye sebep olur. Osmanlı zabtiyesi her ne kadar uğraşırsa da katil veya katiller bulunamaz. Halk öfke içerisindedir. Sonunda şüpheler ırgatlık için İstanbul’a gelen Arnavut takımından kimselerin üzerinde yoğunlaşır. Hanlardan ve bekȃr odalarından toplanan işsiz-güçsüz takımından (kefili olmayan) 800 (sekiz yüz) adam yakalanarak çarşılarda, sokaklarda, halkın kalabalık olduğu yerlerde idam edilirler. Peçevi şöyle diyor: “Bu olay eşkıyaya korku saldı ve bundan sonra böyle benzeri bir fesat görülmedi”. Bugünkü hukuk anlayışımızla uyuşmadığı gibi İslȃm Hukuku ile de uyuşmayan böyle bir uygulama aslında bize İstanbul halkının ve hükümetin olaydan ne kadar çok paniklemiş olduklarını gösterir. Olayı yapan caniler, 3 kişi idi, belki 5 kişi idi. Ama katiller bulunamayınca bütün zanlılar idam edildiler. Tam 800 kişi. Şimdi ise standartlarına uygun bir şekilde biz seri katilleri bile halkın vergilerini harcayarak ömür boyu besliyoruz. Sanırım bir başka çözüm yolu daha olmalı!
İşte size Osmanlı Tarihi’nden ibretlik bir sarkıntılık hikâyesi ve verilen ceza. Ama bunda saldırıya uğrayan kız Özgecan kadar talihsiz değil. Hem de verilen cezaya bakınız: İdam. Olay 6 N 1226/ 24 Eylül 1811 tarihinde İstanbul’da geçiyor:
Bir genç kız, yanında yaşlı bir kadın ile çarşıya çıkıyor. Tülbent ve ipek alırken kız birden kayıp oluyor. Kızcağız “şaşkın şaşkın” bakıp ihtiyar kadını ararken arkasına bir delikanlı takılıyor. Delikanlı, Sultan Bayezit’te Dülbendciler önünde silah zoruyla kızı kaçırmak istiyor. Kız bağırmaya başlıyor. Kız orada bulunan bir Yeniçeriden yardım istiyor. Yeniçeri, kıza: “Bir kuruş verirsen seni bundan kurtarayım” diyor. “Bre bu ne olmaz nesnedir” diyen halk toplanıyor. Halkın gürültüsü üzerine karakoldan Çorbacı Ağa olayı görüp, bir ekip gönderiyor. Karakolda genç kız kendisine saldıran bu genci tanımadığını ve kendisinin bȃkire bir kız olduğunu söyleyerek yeniçerinin yaptığını anlatıyor. Kız kontrol için “İmamevi”ne gönderiliyor. Sarkıntılık yapan delikanlı ve “1 kuruş” isteyen yeniçeri idam ediliyor. Biz AB standartlarına kendimizi uydurmaya çalışıyoruz. ABD ise kendi standartlarına devam ediyor. Bu konuyu tek tek insanlarla konuştuğunuzda büyük bir çoğunluk size hak veriyor. Parti sözcüleri aynı şeyleri söylüyorlar. Ancak pratikte sadece bir siyasi parti yüksek sesle “idam cezaları yeniden konulmalıdır” diyebiliyor. Evet, daha fazla Özgecanlar ölmesin diyorsak idam cezaları tekrar konulmalıdır.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam