Ana Sayfa Güncel Özdağ Türkiye’nin Suriye politikasını eleştirdi

Özdağ Türkiye’nin Suriye politikasını eleştirdi

37
PAYLAŞ

Suriye’nin kuzeyinde ÖSO şemsiyesindeki gruplar eşliğinde ilerleyen Türkiye’den operasyonu genişletme sinyalleri eşliğinde, sınırın öte tarafında eli kulağındaki Musul operasyonu için de sinyaller veriliyor.

ABD desteğindeki Irak ordusunun önümüzdeki günlerde Musul operasyonunu başlatması beklenirken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Musul ve Telafer bölgesinde TSK’nın olası etkinliğini arzuladıklarını dile getirdi. Ancak, Irak hükümetinden sert ikazlar gelirken, Musul operasyonunda Türkiye’nin yer almasının fayda ve zararları tartışılıyor.

Türkiye’nin Musul pozisyonunu 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı ve MHP Gaziantep Milletvekili Ümit Özdağ ile konuştuk.

‘HEM SURİYE’YE GİRİP HEM ESAD GİTSİN DEMEK YANLIŞ’

Türkiye’nin Suriye’ye girmesinin ABD’nin muhalefetine rağmen ve İran-Rusya üzerinden Şam ile kurulan ilişki sayesinde gerçekleştiğini öne süren Özdağ, Erdoğan’ın Türkiye Suriye’ye girdikten sonra Beşar Esad’ın devrilmesi gerektiğine dair söylemlerinin tekrar canlandığına dikkat çekti. Oysa ki dışişleri bakanı ve başbakanın mesajlarının Suriye ile ilişkiler açısından yeni bir umut doğurduğunu anımsatan Özdağ, bugün gelinen noktayı şöyle değerlendirdi:

“Doğrusu bu söylem oldukça yanlış bir söylem. Türkiye hem Suriye’nin kuzeyinde çok zor bir coğrafyada iki deneyimli terör örgütüyle, ABD ile de yüksek bir tansiyon içerisinde mücadele ediyor. Hem de bunu yaparken Suriye’ye girmesini kolaylaştıran Rusya ve İran ile o ülkelerin temel müttefiki olan Esad’ı devireceği söylemini sürdürüyor. Bu çok mümkün değil.”

‘UYARIDA BULUNAN RUSYA PKK/PYD FEDERASYONUNA GEÇİT VERİR’

Erdoğan’ın söylemlerinin ‘akıl dışı’ olduğunu belirten Özdağ, “Nitekim Rusya da buna bir cevap verdi ve PKK/PYD’nin Suriye’nin kuzeyinde bir federasyon kurabileceğini ve Moskova’nın da buna evet diyebileceği cevabını verdi. Aslında Erdoğan eğer Suriye’de Esad’ı devirme söylemine devam ederse bu TSK’nın Suriye’de devam ettirdiği ve ettirmek zorunda olduğu askeri operasyonun geleceği açısından ortaya büyük sakıncalar çıkartacaktır” diye konuştu.

‘MUSUL’UN IRAK’TAN AYRILMASI TÜRKİYE’NİN ESKİ REFLEKSİNİ CANLANDIRIR’

Irak’ta Türk dış politikasının uzun yıllar statükonun muhafaza edilmesinden yana olduğunu anımsatırken, Türkiye’nin menfaatlerinin aleyhine olduğu durumlarda ise sadece mevcut durumun lehine değişebileceği inancıyla müdahaleci davranıldığını anlatan Özdağ, Hatay ve Kıbrıs örneklerine atıf yapsa da Musul’un farklarını şöyle aktardı:

“Musul meselesi AKP hükümetinin belirlediği bir perspektiften öte, Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana devletin bütün mekanizmaları için bir şekilde sancı olmuş ve ertelenmiş bir meseledir. Irak bağımsız bir devlet olarak varlığını sürdürdüğü sürece, Irak’ın toprak bütünlüğü içerisinde bir Musul’u Türkiye kabullenmiştir. Ancak, Musul’un kaderinin Irak’tan ayrılması gibi bir şey söz konusu olursa, bu Türkiye’de sadece AKP iktidarının değil, Cumhuriyetin kuruluşundan beri süregelen Musul refleksinin harekete geçmesine neden olabilir. Bundan dolayı ben önümüzdeki günlerde başlayacağı ifade edilen Musul operasyonu konusunda sadece AKP hükümetinin değil Ankara’nın bir bütün olarak tepki gösterdiğini düşünüyorum. Bu tepkinin nedenini, Musul’a doğrudan bir askeri müdahaleden çok, Musul’un şekillenmesinin Türkiye’nin menfaatleri aleyhine gerçekleşmesini şu aşamada engellemeye dönük olarak görüyorum.”

‘SURİYE POLİTİKASI İLKOKUL BİLGİSİ VE LİSE HEYECANIYLA YÜRÜTÜLDÜ’

AKP’nin Suriye denklemini çok yanlış değerlendirdiğini belirten Özdağ, Türkiye’nin ufak bir destekle Müslüman Kardeşler’in Suriye’de iktidara taşınabileceğini düşündüğünü, ancak bunun Suriye’yi bilmemekten kaynaklandığının altını çizdi. Özdağ, “Suriye politikamız ilkokul bilgisi ve lise heyecanıyla 2011-2016 arasında sürdürüldü” saptamasını yaptı.

Ancak Musul meselesinde Özdağ ‘devlet refleksine’ işaret eden bir değerlendirmede bulundu:

“Musul meselesi ise Suriye’den daha farklı. Türkiye’nin Musul’a bakışı, AKP’nin iktidara gelmesi, Neo-Osmanlıcı politikalar ya da mezhepçi politikaların yürütülmesi ile ilgili bir mesele değil. Türkiye’nin Musul’a bakışı, bölgedeki statükoları değiştirilmesi çerçevesinde değil. Türkiye öncelikli olarak Irak’ın toprak bütünlüğünün muhafaza edilmesini savunan bir bakışı var. Ama ille de bu durumu değiştirecek olur ise Türkiye’nin olayları sadece dışardan seyretmesi, sonuçta ciddi güvenlik tehditleriyle karşı karşıya bırakacağı için Musul konusunda hazırlıklarını cumhuriyetin kuruluşundan beri gerçekleştirmiş durumda. Bundan daha fazla söylemenin de doğru olmadığını düşünüyorum.”

‘TÜRKİYE STATÜKOYU MUHAFAZA EDİCİ BİR MÜDAHALE PEŞİNDE OLABİLİR’

Musul’un salt şehir merkezinden ibaret olmadığına vurgu yaparken, “Aynı zamanda Telafer vardır bölgede. Bir kent büyüklüğündedir. Bir Türkmen kentidir ve 400 bin nüfusu vardır. Gerçi şu anda 100 binlere doğru inmiştir” diyen Prof. Özdağ, “Ama bunun nedeni belki de değişik mekanizmalarla Türkiye’nin müdahale etmekte geç kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Özdağ, şu aşamada Türkiye’nin Suriye’nin tersine statükoyu muhafaza edici bir şekilde müdahale etmeyi planlıyor olabileceğini belirtti. ‘ANKARA’NIN TELAFER POLİTİKASI HİÇBİR ZAMAN OLMADI’ Telafer’de Şii Türkmenlerin Türkiye algısında kırılma yaşandığının işaretleri eksik değilken, Özdağ’a göre, Türkiye bu konuda mezhepçi yaklaşımda bulunmadı ve asıl sorun ABD işgali ve yerel dinamiklerden kaynaklandı:

“Bölgede sadece Şii ve Sünni Türkmenler yok, Alevi Türkmenler de var. ABD’lilerin bölgeyi işgalinden önce Telafer’de, baba Sünni, anne Alevi, oğul Şii olabiliyordu. Yani inanılmaz bir harmoni yakalanmıştı. Türkiye Telafer’e mezhepçi politikayla yaklaşmadı, Türkiye’nin Telafer politikası hiç olmadı. Sadece Telafer’e yönelik ilk ABD operasyonu başladığı zaman Abdullah Gül’ün dışişleri bakanı olarak yaptığı bir müdahale var. Ama onun dışında doğru dürüst bir politikası olmadı. Burada Türkmenler arasına nifakı sokan yerel dinamiklerdir. Özellikle bölgede El Kaide bir anti-Amerikancı güç olarak ciddi şekilde örgütlenirken tabii Türkmenleri de içeriden Sünni ve Alevi-Şii diye birbirine yabancılaştırmıştır.”

Bundan sonra bölgenin IŞİD’den kurtarılmasıyla Sünni ve Şii Türkmenlerin kente dönmesinin işgal önce harmoni ortamını yaratma şansına sahip olduğunu da savunan Özdağ, “Ama Türkiye’nin de bunun için şu ana kadar olduğundan çok çok daha akıllıca bir politika izlemesi gerekiyor” ikazında bulundu.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam