Ölüm yıl dönümünde Turgut Özal’ı yad ederken 1980’lı yıllarla bakmak o dönemi daha iyi anlamak gerekir. .Özal o yıllarda siyasetçilerin abuk sabuk yatırımlarını önlemek için kurulan Devlet Planlama Teşkilatı’nın Müsteşarıydı.

Bugün Kalkınma Bakanlığına çevrilen bu kuruluşta arkadaşı ve dönemin Başbakanı Süleyman Demirel ile birlikte Türkiye ekonomisinin serbest piyasaya dönüşümünü sağlayacak 24 Ocak 1980 Kararlarına imza attı. Kara borsa bitti, yokluklar yok oldu, muz bile ithal edildi ama başta hızlı nüfus artışıyla köyden kentte göç eden şimdiki gibi her yere rezidanslar, siteler yerine gecekondu yapan vatandaş eriyen alım gücüyle bu dönüşümün altında ezildi.
Yine o yılların modası Türkiye gibi az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerdeki askeri vesayetin ağırlığıydı. Ekonomisi zora giren ülkeler IMF ve Dünya Bankası destekli dönüşüm politikalarına itiliyor, devası borçlanmalardan sonra askerler darbe yapıyordu. Brezilya, Arjantin, Şili gibi ülkeler kervanına Türkiye’de katılacaktı. Para bol ve her şey piyasada olunca vatandaş demokrasiden vazgeçip askerleri selamlıyordu.

Piyasa ekonomisinin tercihi ile tüm devlet yapısı değişecekti. Ağır, hantal, karmaşık ve yetersiz mevzuatın arkasına sığınan bürokratik yapı en büyük engeldi ve tüm kaynakları emiyordu. Dış borçlanma çözümdü, globalleşme adıyla her ülkeye giden yabancı sermaye Türkiye’ye de girecek ve kendi kuralarını işletecekti.
Özelleştirme yaptırmak, paradan para kazanmak için menkul kıymet borsaları açtırmak, dalgalı döviz kurlarını benimsetmek, yüksek faizle borç vermek için gerekli gereksiz devası alt yapı projelerine zorlamak, kendi ürünlerine tüketici pazarı yaratmak gibi “yeni dünya ekonomik düzenini” şart koşuluyorlardı.
Askerlerin tüm baskısına rağmen tek başına iktidara gelen ve dışa açılma adına globalleşme oyunlarına Özal bunların yanı sıra vitesi daha da büyütecek, Avrupa Birliği’ne tam üyelik başvurusu, Birinci Körfez savaşında Türk askerlerini Irak’a sokma girişimi, Yunanistan’la sorunları çözme arzusu gibi kamuoyunun ne olup bittiğini anlamakta zorluk çektiği ve hazır olmadığı alanlara el atacaktı.
İş adamlarını uçaklara doldurup ülke ülke gezmek Özal’la gündemimize girmişti. Doğal gaz kullanımı, petrol boru ve diğer enerji hatları o dönemin ana başlıklarıydı.

TELEFONLAR VE TV’LER

Ama esas dönüşüm iletişimde yaşanacaktı. Otomatik santralli telefon sistemleri, iki kanallı renkli televizyon yayınları ve bunun sonrasında gelen “ anayasayı bir defa delmekle bir şey olmaz” sözüyle tarihe kazınan özel sektör TV yayıncılığı; Özal döneminin ilerlemeleriydi. Renkli dünya ve kolay alo demek, enflasyondan, devalüasyondan, zamlardan bıkan halka her şeyi unutuyordu.
Bölücü hainlerin kalkışmasıyla yaygınlaşan terör Özal’ın başını ağrıtıyordu. 1980’lı yıllarda içte terörün en kötüsünü yaşayan memleket şimdi dış kaynaklı( öncesi de dış kaynaklıydı) sınır ötesi saldırılarla güne başlıyordu. Sonuçta OHAL, sıkıyönetim gibi tedbirler kaçınılmaz olacaktı.

GERİYE KALANLAR

İyi kötü yaşananlardan geriye “Semra hanım, tak bir kaset neşemize bakalım, benim memurum işini bilir, Irak Savaşına Amerikalıların yanında girersek bir koyar üç alırız, ben zenginleri severim, seçimden önce zam yapacak kadar enayi miyim, sen git onu küçük Turgut’a anlat, fifty fifty kardeşim” gibi sözleri kaldı.
“İcraatın içinden” adlı TV programında seyircinin gözüne sokar gibi kullandığı kalemi, ABD’deki ameliyatları, şortla askerleri denetlemesi, banker krizi, orta direği, yüksek faizleri, Anavatan Partisi, seçimlerde yüzde 10 barajı, kardeşleri, zehirlenerek öldürüldüğü yıllarca iddia eden ve bunun üzerine açılan mezarıyla “Tonton amca” idi.

Bize göre bu kadar dönüşümün ötesinde en büyük özelliği engin hoşgörüsüydü. Hakarete varan eleştirilere bile olgunlukla yaklaşan, hep gülümseyen ve her şeyin ötesinde devlet adamlığını, Cumhuriyeti üstün gören, rakiplerine bile en demokratik hakları tanıyan bir Özal, geldi, geçti.
Bizim de birçok anımız olan Özal için çok şey söylenebilir ama yıllar sonra halen kendisinden söz ettirebiliyorsa acaba “gelecekte biz nasıl anılacağız” diye düşünmek lâzım. Herşey fani, bir mezar taşına bakıyor.