Ana Sayfa Yazarlar Osmanlılarda Yurtluk ve Ocaklık Sistemi

Osmanlılarda Yurtluk ve Ocaklık Sistemi

952
PAYLAŞ

Osmanlılar XVI. Yüzyılda yeni kazanılan bazı topraklarda yurtluk ve ocaklık sistemi adıyla farklı bir yönetim sistemi uygulamışlardı.
Özellikle Yavuz Sultan Selim’in 1514 Çaldıran zaferinden sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da uygulamış olduğu bu sistem Osmanlı timar sisteminin değişik bir şeklidir.
Yurtluk ve ocaklık sistemi sadece Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da değil Çukurova ve Bosna’da da uygulanmıştır.
1501 yılında Şah İsmail, Şii inançları üzerine yükselen Safevi devletini kurdu ve Doğu Anadolu’da genişlemeye başladı.
Çoğunluğu Sünnî/ Şafii mezhebine mensup olan Doğu Anadolu halkı Şah İsmail zamanında büyük baskı ve zulüm gördü. 1514 yılında Şah İsmail’in Yavuz Sultan Selim’e Çaldıran ovasında yenilmesi Doğu Anadolu halkı için bir umut oldu.
Heştbehişt isimli ünlü tarih kitabının yazarı Bitlisli İdrisî Osmanlı Padişahından aldığı boş beratları istediği isme doldurarak yörenin ileri gelen beylerine dağıttı.
Bu şekilde Osmanlılar Doğu Anadolu’da kan dökmeden hâkimiyetlerini kurmuş oldular. Artuklular, Ahlatşahlar, Danişmendoğulları’ndan sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yaklaşık 500 yıl sonra Türk birliği yeniden sağlanmış olmaktaydı.
Osmanlı’nın uyguladığı sihirli formül yurtluk ve ocaklık idi. Çoğunluğu Kürt asıllı olan yerli beylerin bu topraklar üzerindeki yönetim hakkı Osmanlı tarafından belirli şartla edilmekteydi.
Bunlardan Bitlis, Eğil, Genç, Palu, Cezire (Cizre), Hakkâri, Hazro (Hazzo), Tercil gibi sancaklar en geniş muafiyete sahip yönetim şekli olan “hükümet” sancaklar olarak veriliyordu.
Bu sancaklarda Osmanlı tahrir eminleri (il yazıcıları) girip arazi ve nüfus tahriri yapamıyor, yeni gelir kaynaklarının ortaya çıkıp-çıkmadığını araştıramıyorlardı.
Hükümetlik sancakları yöneten beyler, her yıl devlete belli bir miktarda vergi vermek ve savaş çıktığında belli sayıda askerle beylerbeyinin bayrağı altında sefere gitmekle yükümlüydüler.
Bu kişiler ecelleriyle ölecek veya herhangi bir suçtan dolayı asılacak olurlarsa hükümetleri oğluna veya kardeşlerinden birisine verilmekteydi. Ancak bu ailenin nesli kesilirse o zaman devlet istediği bir kimseyi buraya tayin edebilirdi.
Bu sancaklarda genel olarak kapıkulu askeri ve devlet görevlisi bulunmuyorsa da yargılamanın ne şekilde işlediği konusu pek de açık değildir.
Köy odalarında toplanan ihtiyarlar divanının pek çok hukuki meseleyi kadıya hacet kalmaksızın çözüme kavuşturduğunu prensip olarak kabul etmek gerekir. Miras paylaşımı, evlilik akdi, boşanma davaları vs. davalar için kadıya gitmek zaten pek de pratik bir yol olarak görülmüyordu. Zorlu kış şartlarının hüküm sürdüğü Doğu Anadolu topraklarında adli sorunların kendi aşiret yapısı içerisinde çözüme kavuşturulması bir tür zorunluluktu.
Bitlis Hâkimi Şeref Han olayında olduğu gibi devlet İran tehdidi karşısında bu kişileri kendi safında tutabilmek için gerekli fedakârlıkları yapmaktan da kaçınmıyordu.
Bu sancaklar hem sınıra yakın bölgelerdeydi, hem de yazılması ve gezilmesi güç olan sancaklardı. Osmanlılar Rumeli fetihlerinde sınır sancaklarını Gazi Evrenos Bey, Turahan Bey, Mihaloğlu gibi akıncı beylere mülk olarak veriyor ve bunlar da çoğu zaman bu toprakları vakfa dönüştürüyorlardı. Böylece bu akıncı komutanlar sınırda doğrudan doğruya kendi öz mülklerini korumak için gece gündüz çalışmak zorunda kalıyorlardı.
Doğu Anadolu’da Uzun Hasan’la başlayan, Şah İsmail’le devam eden nüfuz mücadelesinde halkı yanına çekmenin en etkin yolu halkın liderlerini ve kanaat önderlerini kazanmaktı. Bu yüzden Osmanlı hem siyaseten bölgenin hâkimi olan ağalara ve beylere; hem de halkın saygı duyduğu şeyhlere ve dedelere gereken ihtimamı göstermekten uzak kalmadı.
XVI. Yüzyılda başlayan Yurtluk ve ocaklık uygulaması Tanzimat dönemine kadar devam etti. Tanzimat döneminde Yurtluk ve ocaklık olan köylere devlet el koyarak bunların sahiplerine maaş bağladı.
1851 yılında Çıldır sancağında 35 kişinin Yurtluk ve ocaklıklarına el konulmuş ve kendilerine aylık toplam 10.567 kuruş maaş bağlanmıştı1. Çıldır, Hakkâri, Muş, Hizan ve Bayezid sancaklarında isimleri tespit edilebilen bazı beylere yurtluk ve ocaklık karşılığında bağlanan maaşlar toplamı aylık olarak 500.000 kuruşun üzerinde idi2.
Maaşa hak kazanan kişi öldüğünde bu maaş miras olarak çocuklarına kalıyordu ve bu durum 1894’de değiştirilmek istenilmişse de başarılı olunamamış ve İmparatorluğun sonuna kadar devam etmiştir.
Cumhuriyet döneminde belediye başkanlarına verilen yetkiler de Türk siyasilerince bir tür özyönetim olarak değerlendirilmiştir. Özal döneminde çıkarılan belediyeler yasası ile belediye başkanlarına verilen bu yetkiler daha da genişletilmiş, belediye başkanları Ankara’ya daha az bağımlı hale getirilmiştir.
Bugün bazı ilçelerde belediye başkanlarının “özyönetim” uygulamaya kalkması silahlı başkaldırının bir devamı olarak görülmektedir.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam

4 Yorumlar

  1. Sayın hocam, her zamanki gibi bilgilendirici bir yazı olmuş. Emeğinize sağlık. Burada eklenmesi gereken naçizâne bir düşüncemi de ifâde etmek isterim.

    Osmanlı yutluk ocaklık sistemi ile bölge ağalarını yanına çekmeye çalışırken, diğer yandan yerel aşiretlerin de bozulmadan kalmasını sağlamıştı. Bunun sonucu olarak; günümüze kadar süregelen bu durum, hala aşiretlere bağlı insanların bireyselleşmesini engellemiştir. Böylece, birey kavramından ziyade topluluk kavramı ön plana çıkmıştır. Cumhuriyetin başarmak istediği “birey” “yurttaş” olgusu da bu nedenle Doğu Anadolu’da halen varlığını tam anlamıyla gösterememiştir.

    Saygılar.

    • Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da “birey” hiç olmadı. Aşiret var ve aşiretin ağası var, aşiretin üyeleri var, aşiretin menfaati var. Bunu kaldırmaya çalıştık aşiret ağasının yerini PKK ağası aldı. Hem de tek ağa.

  2. 12 Kasım 2015 Perşembe günü saat 20.00’de bu konuyu Eskişehir Türk Ocakları konferans salonunda akademisyen arkadaşlarımızla tartışacağız. Konferans halka açıktır.

  3. 1501 yılında Şah İsmail, Şii inançları üzerine yükselen Safevi devletini kurdu ve Doğu Anadolu’da genişlemeye başladı.
    Çoğunluğu Sünnî/ Şafii mezhebine mensup olan Doğu Anadolu halkı Şah İsmail zamanında büyük baskı ve zulüm gördü. 1514 yılında Şah İsmail’in Yavuz Sultan Selim’e Çaldıran ovasında yenilmesi Doğu Anadolu halkı için bir umut oldu.
    Heştbehişt isimli ünlü tarih kitabının yazarı Bitlisli İdrisî Osmanlı Padişahından aldığı boş beratları istediği isme doldurarak yörenin ileri gelen beylerine dağıttı.
    Bu şekilde Osmanlılar Doğu Anadolu’da kan dökmeden hâkimiyetlerini kurmuş oldular. Artuklular, Ahlatşahlar, Danişmendoğulları’ndan sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yaklaşık 500 yıl sonra Türk birliği yeniden sağlanmış olmaktaydı.
    Osmanlı’nın uyguladığı sihirli formül yurtluk ve ocaklık idi. Çoğunluğu Kürt asıllı olan yerli beylerin bu topraklar üzerindeki yönetim hakkı Osmanlı tarafından belirli şartla kabul edilmekteydi.

Comments are closed.