Bir yandan Reza Zarrab’ın ABD mahkemesindeki ifadeleri, diğer yandan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yurt dışındaki bir şirketin Türkiye’deki bağlantılarıyla ilgili söyledikleri…

Acaba bunlar iktidarı yıpratır mı, Ak Partili seçmende diğer partilere doğru bir yöneliş başlatır mı?
++
Benim gözlemim şu:
Ak Partili seçmenin büyük bölümü itirafları da, belgeleri de “ABD ve FETÖ tezgahları” gibi görüyor; Türkiye’nin büyümesini, gelişmesini, Ortadoğu’da hatırı sayılır bir güç oluşturmasını hazmedemeyenlerin, Recep Tayyip Erdoğan’ın liderlik başarısını kabullenemeyenlerin kumpası olarak değerlendiriyor.
Tabii bunda Ak Parti’nin medyadaki etkinliğinin, kamuoyu oluşturma konusunda diğer partilere göre bariz üstünlüğünün de etkisi var.
++
Geçmiş dönemlere baktığımızda Türkiye’de iktidar partilerinin güç kaybetmesinde yolsuzluk, usulsüzlük, rüşvet iddiaları değil, enflasyonun yükselişi, işsizliğin artması etkili olmuş hep. Yoksulluğa düşen kitleler siyasi tercihlerini hızla değiştirmişler.
“Barajlar Kralı” Süleyman Demirel’in Adalet Partisi’nin tek başına iktidarı kaybetmesinin de, “Kıbrıs Fatihi” Bülent Ecevit’in CHP’sinin bir anda kendisini muhalefette bulmasının ardında da hep yoksulluğun artmasını görüyoruz. Anavatan Partisi’nin iktidarda erimesinin en temel nedeni de ekonominin kötüye gidişiydi kuşkusuz.
2002 seçimlerinde Ak Parti’yi yüzde 34 oyla iktidara taşıyan en önemli faktör de yolsuzluk, usulsüzlük ve rüşvet iddiaları değil, DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümetinin ülkeye yaşattığı ekonomik krizdi.
++
Sonuca gelecek olursak:
CHP, sahte olmamak kaydıyla eline geçen belgeleri açıklayarak Hükümeti sıkıştırmayı elbette sürdürmeli.
Ama bundan daha önemlisi ortaya sağlam bir ekonomik program koyması, enflasyonu nasıl düşüreceğini, işsizlikle nasıl baş edeceğini, ekonomiyi ne yapıp da rayına oturtacağını inandırıcı biçimde seçmene anlatmasıdır.