Ana Sayfa Yazarlar Önce kutsanan, sonra düşmanlaştırılan PKK

Önce kutsanan, sonra düşmanlaştırılan PKK

31
PAYLAŞ

Türkiye, “kifayetsiz – muhterislerce” itelendiği iç savaşta, her gün yeni öldürümler ve yıkımları yaşamakta. Bu yazı için bilgisayarın başına oturduğumda, 40 günün bilançosuna baktığımızda 42 güvenlik görevlisinin şehit, 13 sivil ve 47 si ’lı olarak duyurulan ölümlerin olduğunu görmekteyiz. Bu iç savaşın taraflarından olan Devletlüler, “güvenlik bölgeleri” ile “sokağa çıkma yasakları” ilan edip-dururken, Kandil denetimindeki taraf ise, “özerklik ilan edilen il ve ilçe” sayılarına her gün bir yenisini eklemektedir. Halkın yükselen öfkesinin derecesine bağlı olarak da, şehitlerimizin cenaze törenine, bu sonuçlardan sorumlu olan politika esnafının katılım derecesi de yükselmekte, kimi grupların “şehitler ölmez-vatan bölünmez” söylemi ile toplumun gazı alınmak istenilmektedir. Geleceğini kan ve ateşin yükselmesinden bekleyenler ise, her şehit cenazesini, politik rant devşirme fırsatına dönüştürmek yarışına katılmakta.
Yalnız kan akmamakta, iç savaşın yıkıntıları görünmemekte. Gönenç için kullanılması gereken özdeksel kaynaklar ile üretimin olmazsa olmazı olan insan gücü yitmemekte, aynı zamanda da, ekonomi siyasal belirsizliğin yıkımına uğratılmaktadır. Türkiye’nin, yabancılar açısından can güvenliği açısından duyarlı bölge olarak ilan edilmesi, ekonomimizin ve istihdamımızın önemli kalemlerinden olan turizm gelirlerimizi olumsuz etkilemekte, yabancı yatırımcılar bir yandan ülkemize gelmekten cayarken, öte yandan da var olan yatırımlarını başka barış içindeki limanlara aktarma çabası içine girmekteler. İç savaşın tırmandırılması ve Cumhurun Başkanı olduğu savını yineleyip duran Erdoğan, güvenlik güçlerince öldürülen bölge insan sayısından siyasal rant olarak yararlanmaya dönüştürürken, yenilenecek seçimin başlıca kozu durumuna getirirken, 2010’dan başlayarak hızlanan bölgesel kitlesel turizmi de bıçak gibi kesmiştir. Artan yerli ve yabancı turizm hareketleri nedeni ile yapılmış olan turizm tesislerinin boşalması, terörün yanına, ekonomik bunalımı da eklemiş bulunmaktadır. Terörün neden olduğu işsizlik ise, yeni terörist adaylarının devşirileceği uygun fidelik olarak karşımızda durmaktadır.
Kendisine, “hükümeti kurmamak üzere hükümet kurma turları düzenleme” görevi verilen Davutoğlu ise, “başarılı nafile turları” nı tamamlamış olmasına karşın, hükümeti kurma görevini gasp ederek, elinde sımsıkı tutmakta ve 45 günün dolmasını buyuran muktedirin emrinin gereğini yapmaktadır. Anayasa çerçevesindeki görevini başarıya götürmemiş, ancak “hükümeti kurmama başarısını” gerçekleştirmiş olan Davutoğlu, bir yandan “gerekirse çocuklarımızı feda ederiz”, üç şapkalı Erdoğan bir yandan “Tanrıya yakın yükseklikteki cami açılışından yararlanarak yeniden seçim nutku atar”, Trabzon’daki cenazede “ne mutlu şehit ailesine, ne mutlu onun yakınlarına” derken, kendilerinin ve yakınlarının çocuklarını sıkı sıkıya korumakta, çelik tabutlar içinde gelen “analarının kuzuları” arasında, bunları “savaşa gönderenlerin” çocuklarına, yakınlarına rast gelinmemektedir. Bu durum karşısında Davutoğlu ve Erdoğan’ın, vb.lerinin çocukları, yakınları “hayırsızlardan” olmalı ki, analarını, babalarını, yakınlarını “mutlu kılacak(!)”, çelik tabutlar içinde dönme fırsatlarını, kimileri sahte raporlarla, kimileri para ödeyerek kullanmıyorlar. Anlaşılıyor ki, savaşa gönderenlerin çocuklarının ne ailelerini “şehit ailesi olarak mutlu etmeye”, “ne peygamberlikten sonraki en yüce makam olarak öykündürülen şehitlik şerbetini içmeye”, “ne de makamların yücesi olan şehitlik makamına tırmanmaya” niyetleri pek de yok.
İktidar ve muktedir bununla da yetinmemekte. Başbakanlığı bile korsan konuma düşmüş Davutoğlu, Cumhurbaşkanlığını üzerinden atarak, eylemleri ile “Başkanlığa” dönüştürdüğünü açıklayan ve Anayasanın buna uydurulmasını isteyen Erdoğan’ı “Cumhurbaşkanımıza sadakat mezara kadar” diyerek, demokratlığını kimselere bırakmayan bir milletvekili ise “ebedi liderimiz” diye selamlamaktadır. İşin ilginci bütün bunların, Erdoğan’ı, Davutoğlu’nu ve sadık kullarını demokrasiden, meşruiyetten uzağa düşürmekte olduğunun ayırdında bile değiller.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam