Onca yoksulluk varken

0
315

2016 yılı gelir dağılımı verileri açıklandı, görüldü ki değişen bir şey yok. Yoksul daha yoksullaşıyor, zengin daha zenginleşiyor.

Verilere göre; kişi başına yıllık ortalama kullanılabilir gelir, 19 bin 139 lira, günlük 52 lira, yani 15 dolar, yani 12 avro. Aylık gelir bin 560 lira. Bu geliri yoksulluk sınırını gösteren bu rakama göre 11 milyon insanımız yoksul sınıfındalar ve bu rakam son dört yıldır hep aynı düzeyde gidiyor, yoksulların sayısı azalmıyor.
Yoksullarımızın toplamı, Yunanistan, Danimarka, Macaristan, Çekya, Portekiz, Belçika, İsveç, Avusturya, Bulgaristan, Finlandiya, Slovakya nüfuslarından fazla. Yoksa Avrupa Birliği, “ bunca yoksulunuza bakamayız” diyerek mi bizi 54 yıldır oyalıyor?

Birkaç veri daha: Her yer çok katlı binalar, yollar, rezidanslar, lüks otomobillerle dolu diyoruz ama insanlarımızın yarısına yakını evini izole edemiyor, ısınma sorunu yaşıyor, evinin çatısı, damı sızdırıyor, pencereleri çürümüş, tamir ettiremiyor, eskimiş mobilyaları değiştirmeye gücü yok. Yaşı 18’den küçük olanları çıkardığımıza neredeyse herkes borçlu, taksitli alışveriş yapıyor,

Sürekli yoksulluğu ve maddi imkansızlığı yani parasızlığı tanımlamak için; çamaşır makinesi, renkli televizyon, telefon ve otomobil sahipliği ile beklenmedik harcamalar, evden uzakta bir haftalık tatil, kira, konut kredisi, borç ödemeleri, iki günde bir et, tavuk, balık içeren yemek ve evin ısınma ihtiyacını karşılamak gibi dokuz kritere bakılıyor.

Sonuç vahim: her üç kişiden biri; bu kriterlerin ancak en fazla dördünü gerçekleştirebiliyor. Yani 25 milyondan fazla insanımızın yakası bir araya gelmiyor, lokması azalıyor, borç ödeyeyim derken soğukta oturuyor, günlük yaşantıda otobüs, dolmuş parasını hesaplıyor, çay simide talim ediyor.

O zaman günlük 52 lira gelirle, bu kadar konutu, otomobili, beyaz eşyayı, en az bin liradan bu kadar akıllı cep telefonunu kim alıyor, bu kadar akaryakıtı kim tüketiyor, eğitim yaşındaki 18 milyon çocuğa nasıl bakılıyor, bayramda seyranda kim arabasına atlayıp oraya buraya gidiyor, bu kadar uçağa biniyor, bu kadar sigarayı, içkiyi kim içiyor, AVM’lerde, süpermarketlerde kim dolaşıyor? Dahası tüketime dayalı her üç ayda bir yüzde 5 oranında büyümeyi nasıl yakalıyoruz?
Verilere göre, insanlarımızın yarısı maaşlarla, ücretle, sosyal yardımlarla ayakta duruyor. Bize göre, geniş aile yapısı, kırsalla kent arasındaki bağların devam etmesi, kayıt dışı ekonomiden elde edilen gelirler ve daha önemlisi insani ve dini inançlarımıza dayalı paylaşım duygusu bu yoksul insanlarımızın yaşamını sürdürmesini sağlıyor.

Şimdi ne zengin düşmanlığı, yoksul edebiyatı yapalım, ne de “zenginden alacağız yoksula vereceğiz” gibi boş lâflar edelim. Bu tablo nasıl değişir ona bakalım ve “insanı yaşat ki devlet yaşasın” sözüne sarılanlara soralım:
Son on yıldır; her sekiz kişiden birinin aç yattığı, her dört kişiden birinin günlük insani ihtiyaçlarını karşılayamadığı, ısınamadığı, damı akan evlerde yaşadığı bir ülke; ihracatta rekorlar kırsa, 30 milyon turisti ağırlasa; en büyük 10 ekonomiden bir olsa, ne yazar olmasa ne yazar!