O öyle biriydi ki; karşısına çıkıp da yenilenler, büyük bir hayranlıkla O’ndan söz ediyordu…

Dünyanın dörtbir yanında, emperyalizme karşı savaşmak için umutsuzca mücadele eden liderlerin örnek aldığı “umut sembolü” olmuştu…

Batı’nın “hasta adam” diye nitelendirdiği çökmüş bir devletten Türkiye Cumhuriyeti’ni çıkarmıştı…
En büyük hayranları da; işgali ve Kurtuluş Savaşı’nı yaşayan halk kitleleriydi…

Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte başlattığı devrim niteliğindeki reformlar göz kamaştırıyordu ama; Osmanlı devrindeki feodal düzenin ürünleri olan çevrelerin hiç hoşuna gitmiyordu tabii. Köy Enstitüleri’nin kuruluşu, büyük tehditti onlar için. Hele nesillerden beri yönetmekte oldukları aşiret ve köylerden gençler, buralardan mezun olunca; ağalar ve aşiret reislerinin kâbusu haline gelmişti. Devrim karşıtı hazırlıkların ilk tohumları atılmaya başlamıştı…
“Devrim” tanımlamasına bile karşıydılar…

unnamed-22Ama bunun için 12 Eylül’e kadar beklemek gerekti… Ta ki Kenan Evren “Atatürk Devrimleri” deyimini, zorla “Atatürk İnkılâpları”na dönüştürene kadar…
O’nun kurduğu partiyi iktidardan indirmek için kurulan muhalif partinin en büyük destekçileri arasında ağalar ve aşiret reisleri vardı. Bir de, ballı kaymaklı düzenleri bozulan din tüccarları.
Ne gariptir ki, O’nun geçici kabri olan Etnografya Müzesi’nden Anıtkabir’e nakledilmesi 1953 yılının 10 Kasım gününde, yani onların destekçisi olduğu partinin iktidarda olduğu zamanda gerçekleşti.
unnamed-23Ben; o törene, Ankara Namık Kemal Ortaokulu’nun öğrencisi bir izci olarak katılmıştım o törene… Ölene kadar aklımdan çıkmayacak bir şeydi bu…
Namık Kemal Ortaokulu Oymağı, yaşlarımızın küçük olmasından kaynaklanan bir avantaja sahipti. Harp Okulu öğrencilerinin çektiği top arabasına yüklenmiş tabuta çok yakındı Tören Kıtası’ndaki yerimiz. Hiçbirimiz gözlerimizi bu muhteşem manzaradan ayıramamıştık yol boyunca. Sonra Anıtkabir’e ulaşılmış ve tabut mozolenin önündeki mermer katafalka yerleştirilmişti. Alanı dolduran binlerce kişiyle birlikte, Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın konuşmasını dinlemiş, sonra da tabutun oradan alınıp mozolenin bodrumundaki mezar odasına götürülüşünü izlemiştik. Bunun kapısı tunçtan bir oda olduğunu, okuduklarımızdan biliyorduk. En sonunda da, mozoleye girip tam o odanın üstüne yerleştirilmiş büyük mermer taşın önünden saygıyla geçmiştik hep birlikte.
Atatürk düşmanlığının arttığı bir zamanda yaşıyoruz ne yazık ki…
Ama bizler ölmedikçe, ona dokunamayacaklar..!

PAYLAŞ
Önceki İçerikYüzyılımızın Dâhisi Atatürk
Sonraki İçerikTek adam rejimine boyun eğmeyeceğiz
Mehmet Ali Yula
Gazeteciliğe 1965 yılında Ankara’da başladı. 1970’de Hürriyet’e geçti. 1977’da ek görev olarak İsveç Devlet Radyosu. 1991’de Nokta Dergisi. 1993’da Akis Dergisi. 1994’de Inter Star Televizyonu. 1998’de mesleği terketti. 2006’da emekli oldu.