Ana Sayfa Yazarlar Ne iktidarda kalıcı ve muktedir, ne de…

Ne iktidarda kalıcı ve muktedir, ne de…

113
PAYLAŞ

Makbule Ölçen’i tanır mısınız?
Çoğunuzun “hayır” yanıtını vereceğinizi bildiğim bu soruyu, tüm evrenin, bu insanı ve öyküsünü bilmesinin, herkese yararı bulunmaktadır.
Makbule Ölçen’i ve öyküsünü öğrenmek isteyenlere önereceğim yapıtı “Özürlüler Yokuşu”’dur.
Zihinsel yetersiz çocuklar ve onların ana-babalarına umut ve ışık olmuş, ana-babalarını zihinsel yetersiz çocuklarından utanmadan, onları sıkı sıkı bağırlarına basmalarına neden olurken, bu çocukların yaşama tutunmalarının yönteminin, onlara beceri kazandırmakla olduğunu, öncelikle devlete kanıtlamış yiğit bir “zihinsel yetersizlerin anası/Meleği”dir.
O’nu, değerli yaşam arkadaşı Dr. A. Nejat Ölçen’i ve oğulları Dumrul ile zihinsel yetersizliğini, ana-babanın birlikte çabaları ile yenen Demir’i tanımanın onurunu taşıyorum.
Makbule Ölçen’den öğrendiklerimden birisi de, “kimsesizlerin kimsesi olması gereken devletin”, görevlileri eliyle “kimsesizlerin yetim-öksüzlüklerinin” nedeni olmasıdır.
Makbule Ölçen bunu, ince bir ironi ile; “…Zihinsel yetersiz çocukların eğimleriyle uğraşırken, kamu sektöründe çalışan ve bizlere güçlük çıkaran yöneticilere de teşekkür etmem gerekiyor. Onlar olmasaydı, güçlük çıkarmasalardı, Demir’in gelişmesi için yetinip, bu uğraşıyı topluma mal edebilir miydim? Onlara karşı verdiğim savaşım, zihinsel özürlü çocuklarımızın eğitiminde neler yapıp, neleri yapmamam gerektiğini öğretti…” demekte.
Ölçen’in gözlemlerinden ve yazdıklarından öğrendiğim bir başka gerçek ise, kendisini sözde solda olarak tanımlayan kadroların, toplumun sorunlarına olan yabancılıklarıdır.
Ölçen’in Grup Başkan Vekili olduğu ’nin iktidarda paydaş olduğu dönemde, engellenen kimi girişimlerin, devlet bütçesinden sağlanan ödeneğin kullanılmasının önlenmesinin, sağ iktidar dönemlerinde kolaylıkla aşılması örneklerini okuduğumda, yapıştırılan / yakıştırılan solcu etiketinin çakma olduğunu, bu nedenle de, “hizmet eksenli” sağcı politik kadrolarının, sürekli olarak halk desteğini almasının sihirli anahtarını da öğrenmiş oldum.
Solda politika yaptıklarını söyleyen kadroların, neden iktidar olamadıklarını ve zaman zaman paydaşı oldukları hükümetlerde süreklilik gösterememelerinin nedenlerini öğrenmek istiyorlarsa, Makbule Ölçen’in bu yapıtını okumalarını öğütlerim.
Ölçen’in “Özürlüler Yokuşu” adlı yapıtında, zamanın Milli Eğitim Bakanı (MEB) Vehbi Dinçerler’den aktardığı bir anısın benzerini, 1983’de bizzat ben de yaşamıştım.
Zamanın Gazi Eğitim Enstitüsü’nde öğretim elemanı olarak görev yapan eşim, 12 Eylül 1980 sonrasında, çoğu meslektaşları gibi, başka kurum ve illere sürülenler arasında idi.
Evlenmezden önce, zamanın Milli Eğitim Bakanı Müsteşarı Mustafa Turan Paşa’yı ziyaret ederek, Konya-Kulu Lisesi’ne sürgün olarak atanan eş adayımın Ankara’ya yeniden görevlendirilmesi isteminde bulunmuştum.
Paşa Müsteşarın, 12 Eylül’ün nedenini “ülkenin, komünistlerin ve de irticacıların eline düşmesinden kurtarma” biçiminde açıklamasından sonra, Bakanlıktan “umutsuz vaka” olarak ayrılmıştım.
1983 seçimi ile, Birinci ANAP Hükümeti kurulması üzerine, Dinçerler’le görüşerek eşimin durumunu anlattım ve eş durumundan ötürü, Ankara’ya atanması ricasında bulunmuştum.
Dinçerler, Personel Genel Müdürünü çağırarak, eşim hakkında bilgi aldığında, Genel Müdür, “tasarrufun Sıkıyönetim Komutanlığına ait olduğunu” belirterek, yapabileceklerinin bulunmadığını belirtmesi üzerine, Bakan Dinçerler’den, o zamanlar hemen Bakan Odasının karşısında bulunan Sıkıyönetim Koordinasyon Görevlisine başvurma izni almıştım.
Sıkıyönetim İrtibat Bürosu’ndaki rütbeli görevliye durumu aktararak, “eşimin artık Ankara-Kulu arasında gidip gelmekten yıldığını ve bu nedenle istifa edeceğini, ancak bu denli bir yaptırıma konu kılınacak suçunu öğrenmek istediğimi” belirtmem üzerine, klasörden baktığı listeleri incelemesi sonrasında “uygulamanın kendilerine ait değil, Bakanlık tasarrufu” olduğunu belirtti.
Bunun üzerine aldığım bu bilgiyi aktardığım Bakan Dinçerler, yeniden ilgili bürokratı çağırarak, kendisine aktarılan yanlış bilgi nedeni ile azarlayarak, eşimin tez elden Ankara’ya atanması buyruğunu vermişti.
Ölçen’in yapıtında rast geldiğim Dinçerler yerine, çakma sözde solda görev yapanlardan biri olsa idi, bu çözüme varmamız mümkün olmayacaktı düşüncesini taşımaktayım. İktidar umudu / düşü olan tüm siyasilerin bu yapıtı okumaları gerekmekte.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam