Ana Sayfa Kültür-Sanat Muzaffer Sarısözen ve Yurttan Sesler

Muzaffer Sarısözen ve Yurttan Sesler

933
PAYLAŞ

1940’lı yılların başlamasıyla birlikte, ’nun program akışı içinde, Türk halk müziğine de yer verme çalışmaları gündeme geliyordu.

SEVİM ÇINAR – Yurdun çeşitli yörelerinde, halkın bağrından kopup gelen binlerce türkünün var olduğunun bilinmesine rağmen, bunların derlenmesi, notaya alınması ve arşivlenmesi bir türlü mümkün olamamıştı. Sanatın bütün konularıyla ilgilenen ve âdeta bir okul gibi de çalışan Ankara Radyosu’nun Türk halk müziğine de el atması kaçınılmazdı. İş bu noktaya gelince, konuyu toparlamak için akla gelen ilk isim, Ankara Devlet Konservatuvarı Folklor Uygulama Öğretmeni ve Folklor Arşivi Şefi Muzaffer Sarısözen oluyordu.
Ankara Radyosu’nun gelişim çizgisi içinde, özellikle başlangıç yılları göz önüne alındığında Muzaffer Sarısözen isminin altı kalın çizgilerle çizilmelidir diye düşünüyorum. Benim de Siyasal Bilgiler Fakültesi’ndeki öğrencilik yıllarımda tanıyıp samimi olduğum Sarısözen ağabey için, söylenecek çok söz olmalı. Gerçekten sadece bir inanç uğruna, Anadolu’yu karı karış karış dolaşıp beş bin dolayında türküyü derlemek, notaya almak ve arşivlemek, inanılır gibi değil. Bu nedenle Muzaffer Sarısözen isminin, Ankara Radyosu ile özdeşleştiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bunca yıldır dinliyoruz. Hâlâ bıkmadık. İşte size, Muzaffer Sarısözen’in derlediği bir Söğüt türküsü… Sevgili hemşerim Haşan Celâl Güzel de “Her dinlediğimde heyecanlanır kendimden geçerim.” diyor…
“Söğütün erenleri, çevirin gidenleri,
Ah ne güzel baş bağlıyor, söğütün güzelleri,
Söğütün çarşısına, gün doğar karşısına,
Ah insan hile yapar mı, kapı bir komşusuna”
Sazlar nasıl da giriş yaparlar bu türküye ve ara nağmesini ne kadar da güzel çalarlardı. Dinlemeye doyamazsınız. Hele bir de, Emin Aldemir, Ahmet Yamacı, Ahmet Gazi Ayhan, Os­man Özdenkçi, Adnan Şeker gibi ustaların, çalanların arasında bulunduğu yıllarda. Anımsarken bile heyecanlanıyorum.
1899 yılında Sivas’ta doğan Sansözen, şair Ahmet Kutsi Tecer’in yardımlarıyla Ankara’ya gelerek 1937 yılı başla­rında, Ankara Devlet Konservatuarı’nda göreve başlamıştı. Bir süre sonra, müzik folkloru uygulama öğretmeni ve folklor arşivi şefi olan Sansözen, kısa bir zamanda bu konuda aranılan bir isim haline gelmişti. Sürekli olarak arkadaşlarıyla birlikte, Anado­lu’nun her yöresine gidiyor, bulduğu kaynak kişilerden türküleri derliyor ve notaya alıyordu.
Devlet Konservatuvarı’ndaki görevleri devam ederken, 1941 yılı başlarından itibaren de Ankara Radyosu’nda halk müziği öğretmeni olarak da çalışmaya başlayan Sansözen, zamanla tamamen radyo kadrosu içinde yer aldı. Çünkü 1940’lı yılların başlamasıyla birlikte, Ankara Radyosu artık “Halk Müziği ”ne de ayrı bir kişilik kazandırmak istiyordu. Sansözen hoca bu nedenle göreve çağrılmıştı.
Türk halk müziği araştırmacılarına göre, Muzaffer Sarısözen’in 1937 yılında Sivas’tan Ankara’ya gelişi, bu müzik dalında önemli bir dönüm noktasıdır. Çünkü Sansözen ’in bu konuya tam olarak el atmasıyla, halk müziği bir kişilik kazanmış ve giderek bugünkü görkemli seviyesine ulaşmıştır. Bu saptama, bütün müzik otoriteleri tarafından, tartışmasız kabul edilmekte­dir. Diğer taraftan, Muzaffer Hoca’nın Ankara Radyosu kadro­su içinde yer alması, söz gelimi Muzaffer Akgün, Neriman Al­tındağ, Nurettin Çamlıda, Ali Can, Nezahat Bayram, Aliye AK kılıç, Saniye Can, Ahmet Sezgin gibi, Türk halk müziği yıldızlarının doğmasına da yardımcı olmuştur. Bunun da altını çizmek gerekiyor.
Muzaffer Sarısözen, 15 Haziran 1944 tarihli “Radyo” dergisinde, kendisiyle yapılan bir röportajda, o yılları şöyle anla­tıyordu:
“Radyodaki ilk halk müziği dersleri önceleri tahmin edilemeyecek kadar güç ve yorucu bir çalışma ile pek ağır yürü­meye başlamıştı. Çünkü bir memleket türküsünü layıkıyla söy­leyebilmek için, o memleketin içine aldığı bölgedeki melodilerin özelliklerini bilmek zarureti vardı. Bunu anlamak güç olduğu gibi, icra edebilmek de ayrıca çok ince ve çalışmaya bağlı bir iştir. Başka başka bölgeler arasında çok geniş ölçüde üslup ayrılıkları vardır. Urfa ağzı bir parça ile Karadeniz havası, Harput ağzı bir türkü ile Kastamonu’dan bir parça ya da bir Erzurum havasıyla Muğla’dan bir zeybek, bozlak ayağından bir oyun havasıyla bir Rumeli türküsü, makam, ritim ve üslup bakımından önemli farklılıklar gösterir. Bunlar kendi karakterlerinin icabına uygun bir tarzda icra edilmezse, parça rengini kaybeder ve dinlenilemez bir hale gelir. Bu nedenle, ilk yıllardaki çalışmalarımızda karşılaşılan güçlüklerden birisi de, radyodaki sanatçıların, sadece klasik musikimizin icabına alışmış bulunmaları idi.”
Gerçekten Muzaffer Sarısözen, Ankara Radyosu’nun ciddi ve disiplinli çalışma ortamı içinde, kısa bir zamanda “Türk Halk Müziği” ne her anlamda kişilik kazandırmayı bilmiştir. Günümüzde de “Yurttan Sesler” programı, ses ve saz sanatçıla­rıyla birlikte, hocalarından aldıkları emaneti başarıyla götürmek­tedir. Bu vesileyle, Ankara Radyosu’na ilk girdikleri yıllardan beri tanıdığım, “Yurttan Sesler” ekibinin sonraki şefleri, Ser- Bülent Yasun ve Erkan Sürmen’i de sevgi ve saygıyla hatırlat­mak isterim. Bir de tanışmasam bile Ümit Bekizağa’yı…
Muzaffer Sarısözen’in de belirttiği gibi kendisine bu görevin verildiği yıllarda halk müziğini götürecek ses ve saz sanatçılarını bulmak çok zordu. Zaten radyoda görev alabilmek için, o günkü ismiyle Matbuat Umum Müdürlüğü tarafından açılan zorlu bir sınavı kazanmak da gerekliydi. Henüz böyle bir sınav da açılmamıştı. Bu koşullar altında Sarısözen, başlangıç itibariyle Klasik Türk müziği ekolünden yetişen sanatçılardan da yararlanmak zorundaydı. Nitekim de öyle oldu. Radyo müzik yayınları şefi olan Tamburi Mesut Cemil’in büyük faydalarını gördü. Esas konusu Türk Müziği ve hatta Klasik Batı Müziği olmasına rağmen Türk Halk Müziği çalışmalarına ve yayınlarına bizzat katıldı. Bu arada, 1941 yılı başlarından itibaren, Çarşamba akşamları on beş günde bir saat 20.45’te yayınlanan, Türk müziği sanatçılarının da katıldığı “Bir Halk Türküsü Öğreniyoruz” programını hazırladı ve yönetti. Böylece Türk müziği sanatçıları içinden, halk müziğine de yatkın olanlar belirlenmiş oluyordu. Fotoğrafta 1942 yılı Ocak ayında yayınlanan “Bir Halk Türküsü Öğreniyoruz” adlı programa katılanları görüyoruz. Şefleri Mesut Cemil Tel…
Daha sonraki yıllar aile büyüklerimden dinlemiştim. Ankara Radyosu’nda, 1941 yılı başlarından itibaren yayınlanma­ya başlayan, “Bir Halk Türküsü Öğreniyoruz” adlı program, halk müziğinin, geniş halk kitleleri tarafından benimsenmesin­de, çok önemli bir kilometre taşı olmuştur.
Oturanlar: Sarı Recep, Muzaffer Sansözen, Mesut Cemil Ön sıra soldan sağa: Mefharet Yıldırım, Afife Çerik, Sıdıka Dalmen, Azize Tozem, Sadi Hoşses, Mustafa Çağlar, Semahat Özdenses, Nevzat Akay, Melek Tokgöz
Arka sıra soldan sağa: Safiye Tokay, Saadet Özbilgiç, Lamia Utku, Ahmet Şenses, Aziz Şenses, Hüceyle Aykar, Servet Adnan
Fotoğrafta görüldüğü gibi, programa saz sanatçısı olarak sadece Sarı Recep katılmış, ses sanatçıları ise Türk ve halk müziği sanatçılarından oluşturulmuştu.
Yurttan sesler korosunun ilk saz sanatçısı, yıllar içinde âdeta bir sembol haline gelen Sarı Recep’ti. 1893 yılında İne­bolu’da doğan Sarı Recep, ilk bağlama derslerini babası gemici Abdurrahman Bey’den almış, delikanlılık çağına geldiğinde ise hocası, o dünlerin ünlü saz ustası “Deli Hasan” olmuştu.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam