AB’nin müzakereleri dondurma kararı karşısında bağımsız bir ülke olarak sessiz kalamayız.

Şu aşamada yapılacak ilk hamle, AB ile imzalanan Avrupa’ya Türkiye üzerinden yasadışı yollardan geçen mültecilerin iadesini öngören geri kabul anlaşmasını tek taraflı olarak feshetmektir.
Böylece çeşitli yollarla Avrupa’ya giden başta Suriyeli olmak üzere çeşitli ülkelere mensup mültecilerin orada kalması sağlanmalıdır.
Bunun Avrupa’ya iyi bir ders olacağını tahmin ediyorum.

Peki, bu kadar tepki yeter mi?
Elbette, hayır!
Türkiye son aylarda Ege Denizi’nden Yunan adalarına geçmek isteyen mülteci teknelerine engel oluyordu.
Söz konusu engel kesinlikle kaldırılmalı, hatta teşvik edilmelidir. Yunan adalarının kısa sürede Avrupa’ya iltica etmek için bekleyen yüzbinlerce mülteci ile dolması sağlanmalıdır.
Diğer yandan kara yoluyla Avrupa’ya gitmek isteyen mültecilere de zorluk çıkarılmamalı, aksine onların Trakya’daki sınır kapılarına dayanmaları kolaylaştırılmalıdır.

Avrupa’yla yoğun ekonomik ilişkilerimiz bulunuyor.
Bunları bir anda kesmek bize zarar verebilir.
Ama, sivil toplum kuruluşları halka Avrupa ülkelerinde üretilen malları satın almamaları konusunda çağrılar yapabilirler pekala.
Bu çağrıların amacına ulaşması durumunda zaten ekonomileri pek parlak olmayan Avrupa ülkeleri biraz daha sıkıntıya girecektir.
Turizm amaçlı Avrupa’ya gidişlerin zorlaştırılması da Avrupa ülkelerini milyarlarca dolarlık gelirden yoksun bırakır.

Avrupa’daki Türkler bugüne kadar bulundukları ülkelerde varlıklarını fazla hissettiremediler.
Onların örgütlenmesi ve özellikle seçimlerde Türkiye için dostane mesajlar veren partilere yönelmelerinin sağlanması gerekir.

Sonuç olarak, “her işte bir hayır vardır” sözünden hareketle, AB’nin hasmane tavrı altında ezilmemeli, bunu Türkiye lehine sonuçlar doğuracak eylemlere dönüştürebilmeliyiz.