Meslekte 60.Yılını doldurmuş duayen mimarlar anılarını paylaştı. Mimarların çınarları günümüzdeki ve yaşadıkları dönemdeki mimari anlayışı karşılaştırırken, belli bir ekolden gelmeyen, topoğrafyayı dikkate almayan, orantısız ve yüksek yoğunluklu yapılaşmaya tepki gösterdi.

60.Yıl kutlama etkinlikleri kapsamında 25 Aralık’ta Meslek Yılına Saygı Ödül Töreni düzenleyecek. Bu kapsamda meslekte 60.yılını doldurmuş duayenler, anılarını anlattı.

Mimarlar Odası Ankara Şubesi, meslekte 60.yılını dolduran mimarlar , Coşkun Erkal ve ile röportaj yaptı.

Meslek duayenleri, Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Muteber Osmanpaşaoğlu’na röportajlar sırasında anılarını anlatırken mezun oldukları dönemdeki yapı üretim süreci ve bugünkü yapı üretim sürecine ilişkin görüşlerini paylaştı.

Mimarların çınarları anılarını anlattı
Mimarların çınarları anılarını anlattı

Atalarımız geometrik disiplini çok iyi biliyormuş

Türkiye’nin en önemli restorasyon uzmanlarından Orhan Cezmi Tuncer, 1956 yılında mezun olduğunu ve 1966 yılında Ankara’ya yerleştiğini söyledi.

1980 yılına kadar Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne çalışan Tuncer, öğrenimini ve meslek yaşamını şöyle anlattı:

“250’dan fazla tek yapı ölçeğinde vakıf kültür varlığının projelendirilmesi ve restorasyon aşamalarında görev aldım. Anadolu Selçuklu kümbetlerini projelendirdim. Vakıflar ihtisas üniversitem. Vakıflar benim için röleve bürosu kurdular. Merkezde yıllık yatırım projeleri hazırladım. Kümbetlere ilişkin çalışma yaparken o döneme dair çok özel ve değerli bilgiler öğrendim. 2/3 oranının Selçukluların vazgeçilmez orantısı olduğunu anladım. Avrupa’daki yapılarla karşılaştırdım. Atalarımızın Asya’dan beri devam eden geometrik kurgusunu çizimlerle kanıtladım. Geometrik disiplini çok iyi biliyorlarmış. Bu beni güçlendiriyor.”

Görsel olarak fakirleşiyoruz

Tuncer, mesleğini sevmenin başarılı olmak ve ilerlemek için çok önemli olduğunu vurgulayarak, bugünkü yapı üretim sürecine ilişkin şunları söyledi:

“Yapıların kendi içinde bir orantısı yok. Bir sistem kurup ekolün içinde ürün vermek yerine her mimar arkadaşımız kendini kanıtlamak yeni bir şey yapmak sevdasında. Bir sokağa baktığımızda ne renklerde ne boyutlarda uyum var. Büyük yüzeylerde cam kullanılıyor, yanındaki binada rustik detayları görünce huzursuz oluyorum. Yeni mimarimizin gelenekselin, fennin bir basamak daha üzerinde çıkmak şeklinde değil. Onun için görsel olarak fakirleşiyoruz.”

AKM istenilen düzeyde kullanılmadı

Atatürk Kültür Merkezi’nin mimarı Coşkun Erkal ise, mimarlığı meslek olarak seçmesinde Paul Bonatz’ın öğrencilerinden Feyyaz Yamantürk’ün etkili olduğunu belirtti.

Erkal, mimarı Bruno Taut olan Dil Tarih ve Coğrafya binasının kendisini en çok etkileyen yapı olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:

“Güzel binalar yapma hep içimde vardı. Yarışma kazanma hakkını da elde ettik. Samsun Maarif Koleji’ni ve Moda Kolejleri’nin proje yarışmalarını kazandık. Bayındırlık Bakanlığı’na projeleri tasdik ettirip inşaata başladık. Meslek yaşamamız boyunca en önemli yapı Atatürk Kültür Merkezi yapısıydı. Eşimle beraber AKM yarışmasını kazandık. Uzun süre onun üzerinde çalıştık. Cumhuriyet dönemiyle ilgili belgelerin saklandığı önemli bir yapı olacaktı. Mücevher kutusu gibi tasarlanmış bir yapıydı. 6 yılda inşa edildi. Kültür Bakanlığı nasıl kullanılacağını bilemedi, istenilen düzeyde bir kullanım olmadı. 2000’li yıllarda AKM bizi üzen bir hale dönüştü. Ne yazık ki arsayı kullanmak için yapıyı ortadan kaldırmaya çalışıyorlar.”

Bugünün mimarlık değerlerlerinin geçmiştekilerle bağdaşmadığını da sözlerine ekleyen Erkal, “İstanbul’daveAnkara’dayüksekyapılaryükseliyor.Topoğrafyayıdikkatealmadanöylesineyoğundisiplinsizyapılarinşaediliyor.Bundanbüyükrahatsızlıkduyuyorum. 50 küsur yıldır yaşadığım Ankara’da kendimi yabancı hissetmeye başladım” dedi.

Mimarların çınarları anılarını anlattı
Mimarların çınarları anılarını anlattı

Politikalar nedeniyle mimarlar etkin olamıyor

Hayatı boyunca kamu yararına çalıştığını ifade eden Halit Turhan Karababa ise, resim öğretmeninin önerisi üzerine mimarlığı seçtiğini ve İTÜ’den mezunu olduğunu belirterek,” Afyon ve Yalova, PTT binalarının projelerini yaptım. Bakan projeyi beğenmemiş, ‘Benim zamanımda yapılan binayı Ali Çetinkaya’nın binasının arkasına gizliyorsunuz’ eleştirisi oldu ve o proje uygulanmadı. Politikanın mesleğe bakışı açısından önemli” dedi.

Kamu ve serbest çalışma deneyimlerinden bahseden Karababa, şunları kaydetti:

şehirlerarası garajın kontrol amirliğini yaptım. Kişiliğimin oluşmasında Haydarpaşa Lisesi’ndeki çok okuyan eczacının büyük katkısı var. Bilgisi kültürü beni çok etkiledi çok fazla okumamda bana örnek oldu. Bayındırlık Müdürlüğü’nde staj yaptığım sırada ’ta Gürun’da bir okulun ve oradaki köprü inşaatını incelemem için oraya gitmem istendi. Bir milletvekili ile yolcululuğum oldu. Milletvekillerini önemserim o dönemde saygın insanlar vardı. Ancak o gün ortam bana çok garip gelmişti. Hayatım boyunca kamu yararına bir şeyler yapmaya çalıştım. Politikalar nedeniyle bir mimar olarak etkin olamıyoruz. Meslek odalarının Özal dönemine kadar toplum yararına karar alabilen, mesleki gelişimi ve meslektaşın hakları üzerine büyük yetkileri vardı. Bu yetkiler kısıtlandı mimar olarak ta bizim etkimiz azaldı.”

Günümüzün yapı üretim sürecini ve plansız yapılaşmayı, büyüyüp gelişebilen ama zekası gelişemeyen çocuklara benzeten Karababa, “Kentlerimiz bu hale geldi. Merkezi planlama yok. Bu yüzden etkili olabildiğimizi sanmıyorum, yetki politikada. Kültürü, bilgisi olmayan insanlar milletvekili oluyor. Bu milletvekilleri yasalar hazırlıyor” dedi.