Ana Sayfa Yazarlar Mevlana Celâleddin-i Rumî ve Ölmeden Önce Ölmek

Mevlana Celâleddin-i Rumî ve Ölmeden Önce Ölmek

138
PAYLAŞ

Celaleddin Rumî, diğer deyişle Anadolulu Celaleddin. Bilim insanlarına hitap edilirken “Mevlana” diye hitap edildiği için halk arasında “Mevlana” denilince hep o akla gelir.

“Mevla’mız, sahibimiz, efendimiz” Celaleddin-i Rumî 1207 yılında Horasan’ın Belh şehrinde dünyaya geldi. İranlılar bu sebeple ve şiirlerini Farsça yazmış olması dolayısıyla onu Fars asıllı sayarlarsa da ömrünü geçirdiği Konya kadar Türk’tür. Ama ortaya koyduğu Mesnevi isimli dev eseriyle ve dünyayı etkileyen fikirleriyle o artık bir milletin değil bütün insanlığın ortak değeri olmuştur.
Mevlana, Mesnevî adlı dev eserinde her biri hikmet ve öğüt dolu yüzlerce hikâye aktarmıştır. Mesnevi’de bir bilginle kayıkçı arasındaki geçen konuşma, değişik bölgelerde değişik şekil alarak bu günlere kadar ulaşmıştır:
Bir dilbilgini (nahivci) bir kayığa binmiş karşı kıyıya geçmekte. Bu sırada kendisini çok beğenen o dilbilimci kayıkçıya “nahiv” bilip bilmediğini sorar. Kayıkçı “hayır” deyince:
“ Ömrünün yarısı boşa gitti” diye cevap verir. Biraz sonra kayık bir girdaba düşer ve kayıkçı bilgine sorar: “Yüzme biliyor musun?”.
Bilgin, “hayır” diye cevap verdiğinde kayıkçı gayet kendinden emin bir tonda cevap verir:
“ Bütün ömrün boşa gitti”. (Arapça: Zehebe külli ömrike)1.
Şu söze bakınız: “ Zulüm demiriyle taşını birbirine vurma. Çünkü bu ikisi, erkek ve kadın gibi meydana çocuk getirirler”2. Bu ifade, “Zulüm, zulüm doğurur” sözünün edebî ifadesi.
Yıllardan beri en zor günlerimde hep Mevlana’nın “Ölmeden önce ölünüz” sözünü düşünürüm. Bunu “ölümü göze almak”, “ölüm korksunu yenmek” olarak da yorumlayabiliriz. Ölümden sonra nereye gidileceğini bilmek ve buna önceden hazırlanmak.
Belki de bu sözün esas anlatmak istediği de bu.
Bir insan 80 yıl, 90 yıl da yaşasa sonunda ölecek. Ölüm korkusuyla, cepheden kaçmak, askere gitmemek için bile bile kendini sakatlamak, namerde minnet etmek, zalime müdara etmek. İşte ölümden de acı olan budur.
İslâm, haksız yere başkasını öldürmeye izin vermediği gibi bir insanın kendi canına kıymasına da izin vermemiştir. Japon kahramanları zor durumlarda, utanç içinde yaşamak zilletine katlanmamak için “harakiri” yaparlar. Osmanlı ordusunda, bir kaleyi düşmana teslim etmemek için son nefer kalıncaya kadar yalın kılıç savaşarak ölen kahramanların yaptıkları da bir tür “harakiri” sayılabilir. Ama burada ince bir nokta, kendini öldürmeyip, düşmana öldürterek “şehitlik” mertebesine ulaşmaktır. İslâmın emri kötülüğe karşı direnmek (nehy-i ani’l-münker) olmuştur. Kötülüğe karşı direnmek her zaman kuvvetle değil, bazen de o kötülüğü yapanlara nefret beslemekle olur.
Şimdi, Suriye’de Bayır Bucak bölgesinde, Türkmen Dağı’nda delikanlılar köylerini, kasabalarını korumak için “ölmeden önce ölmüş”, ölümü göze almış, üzerlerine yağan bombalar altında bir destan yazıyorlar.
Kadınlar ve çocuklar yıkılan evlerinden kurtarabildikleri eşyalarını almış Yamadi
Kampı’na çekiliyorlar. Eşini ve 2 yaşındaki oğlunu Yamadi Kampı’na bırakan baba, savaşan arkadaşlarının yanına koşuyor ve “Ben geldim” diyor. Giresun’dan gelen yiğit ülkücü, akşamın alaca karanlığında bir şarapnel parçasıyla şehadet şerbetini içiyor. Gözlerinde acı veya pişmanlık yok. Görevini yapmış olmanın mutluluğu ile “kelime-i şehadet” getirerek gözlerini 111 Mesnevî ve Şerhi, Şerheden Abdülbâki Gölpınarlı”, C. I, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 1973, s. 479. 2 Mesnevi, Çev. Veled İzbudak, 6. Bs. Devlet Kitapları, İstanbul 1973, s. 67.kapıyor. Duhok’ta, Halep’te “varil bombaları” ile can veren 3 yaşındaki kız çocuğu babasının kollarında Cennet’e taşınıyor.
Musul’daki kardeşlerine yardım etmek için Başika bölgesine gönderilen Mehmetçik, yakınları ile vedalaşmış, artık kendisine verilen görevi yerine getirmekten başka bir şey düşünmek istemiyor. O daha göreve başladığı gün “ellerine kına yakmış”, kendisini bu vatan için kurban etmişti zaten. Onun ölümden korkusu yok, çünkü o, “ölmeden önce ölmeyi” yıllarca önce öğrenmişti.
Ne mutlu, ölmeden önce ölmesini bilenlere, ne mutlu inandığı gibi yaşayabilenlere.
Rahmet, Anadolu insanının ve bütün dünyanın Mevlana’sı olan Celaleddin Rumî’ye.
1 Mesnevî ve Şerhi, Şerheden Abdülbâki Gölpınarlı”, C. I, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 1973, s. 479.
2 Mesnevi, Çev. Veled İzbudak, 6. Bs. Devlet Kitapları, İstanbul 1973, s. 67.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam
PAYLAŞ
Önceki İçerik18-12-2015-ANKARA ÜNİVERSİTESİ(203961)
Sonraki İçerikNecip HABLEMİTOĞLU’na Mektup
Prof. Dr. Yılmaz Kurt
1949'da Osmaniye'de doğdu. Ankara Üniversitesi DTCF Tarih Bölümü Öğretim Üyesi, Yeniçağ Tarihi Anabilim Dalı Başkanlığı, Tarih Bölümü Başkanlığı, OTAM Müdürlüğü görevlerinde bulundu.

3 Yorumlar

  1. Görevini yapmış olmanın mutluluğu ile “kelime-i şehadet” getirerek gözlerini 111 Mesnevî ve Şerhi, Şerheden Abdülbâki Gölpınarlı”, C. I, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 1973, s. 479. 2 Mesnevi, Çev. Veled İzbudak, 6. Bs. Devlet Kitapları, İstanbul 1973, s. 67.kapıyor. Duhok’ta, Halep’te “varil bombaları” ile can veren 3 yaşındaki kız çocuğu babasının kollarında Cennet’e taşınıyor.

    Dikkat: Araya gereksiz yere dipnotlar girmiş. Bunu düzeltmek mümkün mü?

  2. Şimdi, Suriye’de Bayır Bucak bölgesinde, Türkmen Dağı’nda delikanlılar köylerini, kasabalarını korumak için “ölmeden önce ölmüş”, ölümü göze almış, üzerlerine yağan bombalar altında bir destan yazıyorlar.
    Kadınlar ve çocuklar yıkılan evlerinden kurtarabildikleri eşyalarını almış Yamadi
    Kampı’na çekiliyorlar. Eşini ve 2 yaşındaki oğlunu Yamadi Kampı’na bırakan baba, savaşan arkadaşlarının yanına koşuyor ve “Ben geldim” diyor. Giresun’dan gelen yiğit ülkücü, akşamın alaca karanlığında bir şarapnel parçasıyla şehadet şerbetini içiyor. Gözlerinde acı veya pişmanlık yok.

  3. “ Zulüm demiriyle taşını birbirine vurma. Çünkü bu ikisi, erkek ve kadın gibi meydana çocuk getirirler”2. Bu ifade, “Zulüm, zulüm doğurur” sözünün edebî ifadesi.

Comments are closed.