Metastatik meme kanserli kadınlar hastalıklarını gizliyor

0
89

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Başkanı ve Akademik Onkoloji Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Rüçhan Uslu, son gelişmeler sayesinde artık metastatik (ileri evre) meme kanseri vakalarının bile kontrol altına alınabildiğini söyledi.

Türkiye’de ve dünyada kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri, her 100 kadından 12’sini etkiliyor. 4 Şubat Dünya Kanser Günü öncesinde bu konuyla ilgili açıklama yapan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Başkanı ve Akademik Onkoloji Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Rüçhan Uslu, son gelişmeler sayesinde artık metastatik (ileri evre) meme kanseri vakalarının bile kontrol altına alınabildiğini vurguladı ve erken teşhisin öneminin altını çizdi.

Meme kanseri dünyada ve Türkiye’de kadınlarda en sık görülen kanser türü olarak dikkat çekiyor. Araştırmalara göre 2008 yılında dünya genelinde 500 bin kadın meme kanserinden hayatını kaybetti. 2013 yılı içerisinde kanser tanısı konulan her 4 kadından 1’inin meme kanseri olduğu ve tüm dünyada kadınların yüzde 12’sinin meme kanserinden etkilendiği bildiriliyor.

Türkiye’de meme kanseri tanısı alan kadınların yüzde 45’inin 50-69 yaş arasında olduğu, yüzde 40’ının ise 25-49 yaş aralığında yer aldığı belirtiliyor.

Gelişmiş ülkelerde ise hastaların yüzde 80’i 50 yaş üzerinde ve yüzde 5’i tanı anında metastatik evrede, yani başka organlara sıçramış durumda oluyor.

Kolon kanseri ve korunmanın 10 yolu!
Kolon kanseri ve korunmanın 10 yolu!

Prof. Dr. Rüçhan Uslu meme kanseri ve tedavisindeki gelişmeler konusunda bilgiler verdi. Erken evrede teşhis edilen meme kanseri vakalarının tedavi edilebildiğini belirten Prof. Dr. Rüçhan Uslu, artık metastatik, yani ileri evre vakalarda da yeni umutlar olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Metastatik meme kanseri, kanser hücrelerinin meme dışına çıkıp kemik, akciğer, karaciğer gibi diğer organlara sıçraması anlamına gelir. Erken teşhis edilen meme kanserleri bile ileride metastaz yapabilir ve meme kanseri vakalarının yüzde 10’u metastatiktir.

Metastatik meme kanseri hipertansiyon, şeker gibi kronik bir hastalıktır, tamamen tedavi edilemez ancak modern tıp yöntemleri ile kontrol altına alınabilir.

Metastatik meme kanserinde tedavinin amacı hastalığı kontrol altına almaktır ve hastanın aynı hipertansiyon ve şeker hastalarında olduğu gibi modern tedavi yöntemleri kullanılarak hastalığı ile birlikte kaliteli bir şekilde yaşamasını sağlamaktır.

Metastatik meme kanseri eskiden korktuğumuz, ölümcül bir hastalık iken yenilikçi tedavi yöntemleri ile kontrol altına alabildiğimiz bir hastalık haline gelmiştir.

Örneğin hastaların büyük bir kısmını oluşturan hormona duyarlı meme kanseri hastalarının tedavisinde artık kemoterapi uygulamaları yavaş yavaş pratiğimizden çıkmaktadır.

Bu hastaların tedavisinde hormonal tedaviler ve birlikte kullandığımız hedefleyici ajanlar yaşam süresini belirgin bir şekilde uzatmıştır ve hastanın yaşam kalitesinin korunmasını sağlamıştır.

Uzun yıllar bu tedavilerle hastalık kontrolü sağlanabilmektedir. Bu alandaki ilerleme hızını göz önünde bulundurarak, yakın gelecekte metastatik meme kanserini tamamen iyileştirmenin söz konusu olabileceğini de belirtmek isterim.”

AĞRISIZ, SERT VE ZAMANLA BÜYÜYEN KİTLELERE DİKKAT!

Meme kanserinin en önemli belirtisinin memedeki kitle oluşumları olduğunu belirten Prof. Dr. Rüçhan Uslu meme kanseri belirtilerini şöyle özetledi:

“Meme kanseri kaynaklı kitleler genellikle ağrısız, sert, yerinden oynatılamayan ve zamanla büyüyen kitlelerdir.

Bunun dışında meme cildinde kızarıklık, morluk, içeri çöküntü, portakal kabuğu görünümü olması, meme başından özellikle kanlı akıntı gelmesi, meme başında çekinti, simetrinin kaybolması ve meme boyutunda ve şeklinde değişiklikler meme kanserinin habercisidir.

Hastalar genellikle bu şikâyetlerle başvururlar. Ne mutlu ki artık kadınlar bu konuda daha duyarlı. Artık daha fazla sayıda kadın erken teşhis için çaba gösteriyor, kontrollerini düzenli yaptırıyor ve doktorların önerilerini uyguluyor.

Hastalığını gizleme olaylarıyla artık daha az karşılaşıyoruz. Hastaları, hastalıklarını gizlemeye iten tedavi korkusu, başkalarına yük olma korkusu gibi korkuların erken teşhisi ve tedavi şansını engellediğini ve hastalığın ilerlemesine neden olduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız.”

YENİLİKÇİ TEDAVİLER BAŞARI ŞANSINI ARTIRIYOR

Meme kanserinin onlarca çeşidi olduğunu belirten Prof. Dr. Rüçhan Uslu şöyle devam etti: “Meme kanseri başlıca 3 alt gruba ayrılır: Hormon reseptör pozitif, HER2 pozitif ve üçlü negatif. Bu alt grupların özellikleri birbirinden farklıdır ve hepsi farklı şekilde tedavi edilir.

Meme kanserinin türüne göre değişmekle birlikte kemoterapi, hormonoterapi ve radyoterapi gibi klasik tedavi yöntemleri yanında hedefe yönelik tedaviler, akıllı moleküller, monoklonal antikorlar, immünoterapi yöntemleri de sıklıkla kullanılmaktadır.

En büyük hasta grubu östrojene duyarlı olan hormon reseptör pozitif gruptur ve bu grup hastanın tedavisinde kemoterapiden daha çok hormonal tedavi kullanılır ve her geçen gün çığır açıcı tedaviler gündeme gelmektedir.

Yaklaşık 10 yıl boyunca yeni bir tedavi seçeneğinden mahrum kalmış bu alana, hücre siklusunu bloke eden ajanlar yeni bir soluk getirmiştir. Bu hasta grubunda temel amaç hormonal direnç gelişmesini engellemektir.

Böylelikle direnç gelişimini erteleyen yeni tedavi opsiyonlarıyla hastalara daha uzun süre kemoterapi tedavisinin yıpratıcı yan etkilerinden uzak kalma fırsatı sunulabilir. Bu tedavi seçenekleri hormonal tedavilerle birlikte kullanıldığında hastalık ilerlemesini 2 yıla kadar ertelemektedir.”

ÖSTROJENE UZUN SÜRE MARUZ KALMAK RİSKİ ARTIRIYOR

Meme kanserinin sebebinin tam olarak bilinmediğini ancak çeşitli risk faktörleri olduğunu belirten Prof. Dr. Rüçhan Uslu şunları söyledi:

“Yaşlanma, genler, ailede meme kanseri öyküsünün olması, obezite, alkol ve sigara kullanımı, çocukluk ve ergenlik çağında göğüs bölgesine radyoterapi alınması, coğrafik ve sosyal faktörlerin meme kanseri riskini arttırdığı gösterilmiştir.

Ayrıca östrojen ve progestron hormonlarına uzun süre maruziyete neden olan erken adet görme, geç menapoza girme, hiç doğum yapmama veya 30 yaşından sonra doğum yapma, uzun süreli östrojen ve progestron içeren ilaç kullanma, tüp bebek tedavisi gibi nedenler meme kanseri riskini artırabilir. Ancak yukarıda sayılan sebeplerin hiçbiri olmadan da meme kanseri olunabilir.” (DHA)