Ana Sayfa Yazarlar MEŞRUİYET VE CANAVARLAŞMA

MEŞRUİYET VE CANAVARLAŞMA

173
PAYLAŞ

Meşruiyet, onaylanma, kabul edilme anlamına gelir. Devlet güçleri ve bu güçlerin oluşturduğu koalisyonlar ile gerçekleştirilen küresel, bölgesel ve ülkesel operasyonların meşruiyeti, evrensel insan hakları ile evrensel hukuk ilkeleri doğrultusunda gerçekleştirilmesine bağlıdır. “Şeriatın kestiği parmak acımaz” deyişi, bu meşruiyeti onaylama anlamına gelir.
İnsanlığın belleğinde ve belgeliklerde yer almış kimi görüntüler vardır ki, meşru güçleri “suçlu”, şüpheli konumundakileri ise “masum, mağdur” konumuna dönüştürür. Örneklemelerimi yirminci yüzyıldan başlayarak serpiştireceğim. Hitler Faşizmini, insanlık belleğinde sonsuza kadar mahkum eden, dünyayı sürüklediği İkinci Dünya Paylaşım Savaşı ve bunun neden olduğu öldürümler ve yıkımlar olmayıp, kendi yurttaşları Yahudiler ile muhaliflerini, gaz odalarında yok etmesidir.
İkinci Dünya Paylaşım Savaşını sonlandıran ve fakat ’nin utkusunun(zaferini) meşruiyetini, 1945’den bu yana sorgulatan görüntü, Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombaları ve bunun neden olduğu insan kıyımıdır.
Gözlerinizin önüne getirmek istediğim bir başka görüntü, yirmi yıl süren, 58.175 ABD askerinin ölümüne, Kuzey ve Güney Vietnam’da iki milyondan fazla asker ve sivilin yaşamını yitirmesine neden olan Vietnam Savaşı’ndan. Yalnızca canlıları öldüren napalm bombalarının atılması, halkın orman içinde gizlenmesini önlemek amaçlı olarak ağaçların yapraklarını döktüren kimyasal ilaç atımının etkilemediği dünya kamuoyunu ve ABD halkını “kirli savaş” için ayağa kaldıran görüntü, 1968’de G.Vietnam Cumhuriyeti Ulusal Polis Şefi General Loan tarafından, Viet-Konglu olduğundan kuşkulanan Van Lemi, AP Muhabiri ve NBC Kameramanının gözü önünde, yakından başından tabanca ile öldürmesidir. Bu görüntü, savaş karşıtlığı akımlarını devinime sokmuş, Dünyanın bu vahşet karşısında, ABD apar-topar Vietnam’dan kaçmıştır.
Birleşmiş Milletler kararı ile oluşturulan İsrail, tarih içinde ve özellikle Hitler Faşizmi tarafından İsrail Oğullarına karşı işlenen soykırımlardan ötürü, Arap coğrafyasında yer tutmak amacı ile uyguladığı devlet terörü görülmezden gelinirken, 1980’lerde Golan Tepesi’nde, iki Filistinli gencin kollarının kırılmasının bir amatör kamera tarafından kayıt edilerek, yayımlanması sonrasında, savaşımının meşruiyetini yitirmiş ve saldırgan, zorba bir devlet olarak nitelenmeye başlamıştır.
Gelelim Türkiye’ye. 27 Mayıs 1960 Hükümet Darbesi, 3 Nisan 1963’den, 1982 Anayasa’nın yürürlüğe girdiği tarihe kadar “Hürriyet ve Anayasa Bayramı” olarak, resmi kutlamalarımız arasında yer almıştır. Bu denli uzun bir süre, resmi bayram olarak kutlanan 27 Mayıs’ı gölgeleyen ve güncel siyasal tartışmaların malzemesi olarak kullanılan görüntü, Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın darağacında sallandırılmasıdır. 12 Mart 1971 Hükümet Müdahalesi ile 12 Eylül 1980 Hükümet Darbesini, günümüzde kamuoyunun vicdanında da mahkum ettiren görüntüler, Deniz, Ulaş ve Hüseyin ile Erdal Eren’in yaşının büyültülerek idam edilmesi görüntüleridir. D.Bakır Hapishanesinde yatan oğlunu ziyaret etmek isteyen ve ancak Kürtçe’den başka bir dil bilmeyen anneye sergilenen acımasızlık, 1980 ve 1990’lerdeki Kürt İsyanının meşruiyetine gerekçe oluşturmuştur
Yukarıdaki özetlemeyi yapmama neden olan görüntüyü ise, sanırım anımsadınız. Hava kuvvetleri Komutanı Org. Ünal’ın “orta çaplı bir savaşın ötesinde ve iki cephede” olarak tanımladığı savaştan yansıyan bir vahşet görüntüsünden söz ediyorum. Şırnak’taki çatışmadı öldürülen Hacı Lokman Birlik’in cesedinin boynundan zırhlı bir aracın arkasına bağlanarak sürüklenmesi ve bunun servis edilmesi, meşruiyetin ortadan kalkarak, canavarlaşmanın vardığı boyutları göstermektedir. Seçimden sorumlu İçişleri Bakanının ise, muzaffer bir komutan süsü ile yapılan saldırılar ve öldürülen yurttaş sayısı ile övünmektedir. Devletin meşruiyetini koruması, canavarlaşmaması, evrensel hukuk kuralları ile insan haklarına saygı ile doğru orantılıdır. Bu konuda anlamlı bir örneği, M.Kemal Atatürk’ün savaş meydanında toprağa düşen Anzaklara karşı sergilediği insanca, sevecen, kucaklayıcı seslenişi gösterebilirim.
NOT: Son günlerde artan, güdümlü ve yönlendirmeli olduğundan kuşku duymadığım Hürriyet Gazetesi, Ahmet Hakan, Silvan’da kafasına devletin polisinin çılgınlaşarak tabanca dayadığı Özgür Gün TV çalışanı Murat Demir ile İHA Muhabiri Serhat Yüce’ye geçmiş olsun diyorum. Onlara yapılan saldırı, biz yurttaşların haber hakkına da yapılan bir saldırıdır. Bunları önlemenin tek yolu, “amasız, fakatsız” kınamanın, karşı çıkmanın ötesinde, kaldı ise, Cumhuriyetin Savcı ve yargıçlarının görevlerini doyurucu biçimde yapmalarına bağlıdır.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam