Liderlik zor zanaattır. Diline, dinine, fikrine bakmadan toplumu oluşturan tüm bireylere sevgiyle, muhabbetle yaklaşabilmeli, onlar için şefkatle kucaklayıcı bir baba rolü üstlenebilmelidir.

Bu açıdan bakınca, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Bahreyn, Suudi Arabistan ve Katar’ı kapsayan ziyarete çıkarken düzenlediği basın toplantısında söylediği sözler yadırgatıcıdır.

Erdoğan, “16 Nisan aynı zamanda 15 Temmuz’un bir cevabı olacaktır. Ve hayır diyenlerin konumu aslında 15 Temmuz’un bir yerde de yanında yer almaktır” diyerek referandumda hayır diyecek milyonları açıkça darbe girişiminin yanında yer almakla suçlamıştır.
Böyle bir anlayışı kabul etmek mümkün değildir.

Yüksek Seçim Kurulu, referandumda yurt içinde ve dışında oy kullanma yeterliliğine sahip seçmen sayısının 58 milyon olduğunu açıkladı.
Diyelim ki, 16 Nisan’da 8 milyon kişi sandığa gitmedi ve 50 milyon kişi oy kullandı.
En iyi ihtimalle, yüzde 60 evet oyu çıkarsa, 30 milyon eder.
Geriye 20 milyon seçmen kalır.

Erdoğan’ın değerlendirmesi aynen kabul edilecek olursa, bu, 20 milyon kişinin darbe destekçisi olduğu anlamına gelir.
Cumhurbaşkanı böyle ayrıştırıcı bir üslupta konuşacağı yerde, keşke şöyle diyebilseydi:
“Referandumda evet diyenlerin de hayır diyenlerin de başımızın üstünde yeri vardır.

Atılan her oy rengi ne olursa olsun bizim için önemlidir ve çıkacak her türlü sonuca saygı göstermek demokrasinin gereğidir.
Ben evet oyu kullanılmasını, gelecekte daha huzurlu ve refah içinde yaşayan bir ülke olmamız için yararlı görüyorum.”
Evet, böyle diyebilseydi, hem Cumhurbaşkanlığının kendisine yüklediği görevi daha iyi yapmış, hem de toplumu evetciler ve hayırcılar diye ikiye ayırmamış olacaktı.
Bir yurttaş olarak arzum ve beklentim, Erdoğan’ın, önümüzdeki günlerde çıkacağı meydanlarda, toplumu birleştirici-kaynaştırıcı bir üslup kullanmasıdır.