Lalaler elde kaldı

0
111

Bu kadar itiş kakıştan sonra Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi Bey açıkladı ki “nazi kırıntısı, faşist eğilimli” Hollanda denilen memlekete karşı ekonomik yaptırım yapılmayacakmış.

Tam bir hayal kırıklığı. Ne zaman bir ülkeyle kapışsak o ülkenin ne kadar ürünü varsa kırıp parçalama, yakma, satın almama gibi eylem yapma fırsatı kursağımızda kaldı, resmen elimizde patladı. Halbuki;
Ankara Büyükşehir Belediyesi’nden, kimse girip çıkmasın diye Hollanda Büyükelçiliği binasının bulunduğu caddenin “doğal gaz, su, kanalizasyon kaçağı var “ bahanesiyle boydan boya, insan düşse ölür cinsinden kazmasını,

Çankaya Belediyesi’nden “her türlü cinsi sapığa evlenme izni veren bu ülkenin çöplerini toplamayacağız” açıklamasını,
Memleketin her bir yerinden ne kadar Hollanda menşeli traktör, kamyon, tır varsa elçilik önüne gelip damper kaldırmalarını,
Elçilğin bulunduğu muhitte ne kadar, köfteci, pideci, balıkçı varsa, bunlardan “bu sarı kafalılara yağmurlu havada su bile yok” demelerini,
Promosyonlu emeklilerimizin gençliklerinde kullandıkları başta radyo olmak üzere ne kadar (marka ismi vermeyelim) Hollanda yapımı elektrikli, pilli cihaz varsa, belediyenin açacağı çukura atmalarını(*),

Türkiye Varlık Fonu’nun, el değiştire değiştire en son, daha bir hafta önce, 1.3 milyar euroya Hollandalı Vitol Group’a satılan Petrol Ofisi’nin geri alınarak kamulaştırılacağını, vatandaşın da Petrol Ofisi kadar yaygın yine Hollanda merkezli (bilen biliyor, buna da isim vermeyelim) akaryakıt istasyonlarında cam silme kampanyasına karşılık “otomobilime dokunma” eylemi yapmalarını,
“Uçan Hollandalı” adlı kitabın OHAL kapsamında yasaklanmasını, okuyan ve okutanların cezalandırılmasını,
Memlekette ne kadar Hollanda pasaportlu topçu, futbolcu, anternör varsa hepsinin sınır dışı edilmesini, gelecek yıl Avrupa kupalarında Hollandalı takımlarla eşleşirsek, sahaya çıkmayacağımızın şimdiden ilan edilmesini,

Bilimum Hollanda çıkışlı ne kadar tarım, süt ürünü, deterjan varsa hepsinin “kanserojen madde içerdiği” gerekçesiyle ithalinin ve satılmasının yasaklanmasını,
“Bizim bakanlara bunları nasıl yaparsınız” diye kökeni Hollanda sermayeli olan bankalardan liraların ve dolarların çekilmesini,

Mazhar Fuat Özkan üçlüsünden “Sana sarı lalaler aldım çicek pazarından” adlı şarkılarını artık icra etmeyeceklerini, (Şimdi Eurovision yarışmasına katılsaydık, Azeri jurisi ile birlikte bizim bakanların girişlerine izin veren Fransa’ya 12, Hollanda’ya ise sıfır puan verirdik, onlar da Kıbrıs Rum kesmine tam puan verirlerdi)
Bir önceki Reis-i Cumhur Abdullah Gül’ün, (Dışişleri Bakanı iken 2005 yılında Türkiye üzerine çalışmalar nedeniyle “Yüksek Şeref” madalyası verdiği Hollandalı tarihçi Erik Jan Zürcher, referandum daha gündemde yokken bugünkü hayırcılar gibi konuşup bu madalyayı geçen Mayıs ayında iade ederken), kendisine verilen “Hollanda Aslanı Büyük Şovalye Nişanı’nı iade etmesini,
Bekledik, olmadı. Belki bu tür eylemleri kapışmak üzere olduğumuz Danimarka’ya saklarız da rahatlarız.

Şimdi en somut eylem olarak Hollanda elçisini tüm havaalanları ve sınır kapılarında en az dört saat atlı ve köpekli polislerin önünde bekletme uygulaması yapacağız. Bir de uluslararası toplantılarda Hollandalı konuşurken salonları terk ederiz. Belki su bardağı filan da fırlatabiliriz. Birkaç örgütten Tekbir eşliğinde elçliğe siyah çelenk bırakmaları eylem sayımamalı.
Buna karşılık, geçen yaz, 1915 olaylarını “soykırım” diye tanımamayan nadir Avrupa ülkesi olan Hollanda’dan da “tarihi yanılgıya düşmüşüz” diyerek bu konudaki kararını değiştirmesini bekleyebiliriz.

Şimdi lalaler elde kaldı, biz Fed ve Merkez Bankası’nın faizlerine, dolar 4 lira olur mu gibi diğer fani dünya işlerine bakalım.
(*) Bugünün dijital gençleri bilmezler; 1950’lı 60’lı yıllarda, evlerde bu marka radyolar bulunması zenginlik sayılırdı. Kocaman pillerle çalışır, içinde ışık yanar, ajans haberlerini, yurttan sesler korosunu dinlerdik. Nice muhturayı bu radyolardan duyduk. Sonra bu markanın televizyonlarını baş köşe koyduk, nineler onlar için de dantel ördü. Ancak uzak doğu teknolojisi memleketi ve dünyayı istila edince koca firma rekebete dayanamadı, iflas etti, şimdi devlet desteği ile kendi halinde iddiasız birşeyler üretiyor)