Kutsal Topraklarda 22 Gün

0
1930

18 Nisan- 12 Mayıs 2017 tarihleri arasında Haremeyn’de idik. İki kutsal şehir olarak adlandırılan Mekke- Medine, Müslümanlar için özel bir anlam taşır.

Yavuz Sultan Selim 1516 yılında bu toprakları Osmanlı mülküne kattığı zaman kendisini “Hâdimü’l-harameyn” olarak ilan etmişti. “İki kutsal beldenin hizmetkârı” olmak şerefi diğer padişahlar için de bir görev oldu. 1516- 1916. Tam tamına 400 yıl.
Her yıl İstanbul’dan Mekke’ye “Surre Alayı” çıkarıldı. Surre Alayları ile Kâbe’nin altın işlemeli örtüsü yanı sıra akıl almaz hediyeler ve sadakalar gönderildi. Surre Alayları ile birlikte hacı kafileleri güvenli bir şekilde bu topraklara ulaştırıldı.

Mısır’dan her yıl bu topraklara buğday gönderildi. Anadolu’da kurulmuş olan “Harameyn Vakıfları” gelirleri Surre Alayları ile Mekke ve Medine fukarasına teslim edildi.
Bir tarihçi olarak gezdiğimiz, gördüğümüz yerlerle ilgili gözlemlerimizi yazmayı her zaman bir görev gibi kabul ettim. Bunu, Evliya Çelebi’yi bir kez daha rahmetle anmak için bir vesile sayarak kısa başlıklar halinde anılarımı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Diyanet İşleri Başkanlığı yıllardan beri Hac ve Umre Organizasyonlarında büyük bir tecrübe kazandı. Oldukça ucuz sayılabilecek fiyatlarla bu hizmeti genel olarak başarı ile sunmaktadır. Ancak Mekke ve Medine’deki yönetim merkezlerinin daha profesyonel çalışmaları gerekiyor. Bu iş dinî nitelikte de olsa bir turizm işidir. Turizm Bakanlığından teknik destek alınmalıdır. Hacı adaylarının genellikle kültür seviyeleri düşük bile olsa Diyanet İşleri Başkanlığımızın “servis” standartı yüksek olmalıdır. Yemekte “tavuk” veriliyorsa “bıçak” da verilmelidir. Makarna ile kadayıfı aynı tabakta vermek gibi bir garabeti Türk vatandaşlarına hiç kimse layık görmemelidir. Bunun mazereti yoktur.
Diyanet İşleri Başkanlığı adına orada hizmet veren üst düzey idareciler daha uzun süreli hizmet vermelidir. Aylık görevlendirmelerle bu işi yapmaya çalışmak hizmet kalitesini düşürmektedir. Gönderilen görevlilerin basit düzeyde de olsa pratik Arapça bilmelerine özen gösterilmelidir. Kendi hakkını savunmaktan aciz bir görevli 2,500 kişinin hakkını savunamaz.
Cidde Hava Alanı’nda hacılarımızın 4,5 saat bekletilmelerinin hiçbir haklı mazereti yoktur. Arap gümrük memurlarının keyfî ve gayr-ı ciddî davranışlarının Suudî Arabistan için ne kadar olumsuz bir kanaat oluşturduğu Cidde’deki Kültür Ataşemiz tarafından yetkililere gerektiği gibi anlatılmalıdır. Ben bugüne kadar hiçbir gümrükte 4,5 saat beklediğimi hatırlamıyorum.
Mekke’de kaldığımız oteller genel olarak 4*’lı oteller. Ancak odalardaki televizyonlara kanal sansürü uygulanması insanın özgür iradesine açık bir saygısızlık. Bırakınız da hangi kanalı seyir edeceklerine hacılarımız karar versinler.

Klimalar konusunda yola çıkmadan önce yapılan toplantılarda uyarılmıştık. Ancak buna rağmen klimalı çarpmasından kaçınmak bütün dikkatimize rağmen mümkün olmadı. Hacıların hemen hemen yarısı kuru bir öksürük ile memlekete döndü. Tabii ki bu hata bizim.
Mekke ve Medine’de Diyanet adına görev yapan doktor ve hemşirelerimiz gerçekten canla-başla çalışıyor ve yüzlerce hastaya hizmet yetiştirmeye çalışıyorlar. Kendilerini kutluyorum.
Diyanet adına hizmet veren grup başkanları din adamlarımız genellikle işi bilen tecrübeli kişiler. Kadınlar için özel olarak bayan irşat görevlisi gönderilmiş olması da güzel bir karar. Bu vesile ile kadınlarımız kısa süreli de olsa bir eğitimden geçmek imkanı buluyorlar.
Dârü’l-hâdi2 isimli 2,500 kişilik dev otelde müşterilerin rahatça kullanabileceği bir INT odasının bulunmayışı, odalarda INT hizmetinin olmamasından daha büyük bir eksiklik. Diyanet İşleri Başkanlığımız bunu çok kolay bir şekilde çözebilecek güçtedir.

Kutsal Topraklarda yaşayan “Türk” imajının olumlu olması büyük bir mutluluk vesilesi. Demek ki ecdadın 400 yıl boyunca verdiği hizmet boşa gitmemiş.
Kutsal Topraklara hacı olarak gidebilmek artık çok zor. Bu yüzden “umre” ibadeti ister istemez önem kazanıyor. Ayrıca hac ibadeti 14.000 TL gibi bir harcama gerektirirken umrenin 3- 4.000 TL karşılığında yapılabiliyor olması da umre ziyaretlerinin artmasına sebep olmuştur. O kutsal topraklarda ibadet edebilmek, o manevi havayı yaşayabilmek gücü ve sağlığı elveren kimseler için büyük bir nimet.