Bu günlerde gündemde olan ve büyük kentlerimizde gökleri delercesine yükselen kulelerin, sanat tarihinde hiç bir zaman yerleri olmayacaktır.

Keçiören’in ortasında ,uzaydan düşmüş gibi devasa yükselen ve çevresiyle hiçbir uyumluluğu bulunmayan beton yığını kuleye 17-20 milyar arası bir ödenek harcandığı ifade edilmekte.Bunu duyunca “Vah ! Havaya giden, göklere serpilen, boşa giden ve heba edilen paralara” sözü akla gelmekte.
Kıt gelirli, açık bütçeli bir devlet idaresinde bu tür havai, yersiz, gereksiz, işlevsiz ve istikbalsiz yapılara nasıl yüksek bütçeler ayrıldığına akıl erdirmek güçleşmekte.

Türk mimari sanatının temel esasları ve yapı felsefesi sanat tarihkleri kitaplarında bulunmakta. Bunlalrı hiç mi okumuyorlar ?
Bütçe gelirlerinin ,halkın tümü yararına hizmet verecek ,öncelikli ve önemli projelere ve yatırımlara ayrılması esas olmalıdır.
Başkent Ankara’da yapılmış ve yapılmaya devam eden dev yapılar, gökleri yırtan devasa kuleler, kentin tarihsel geçmişine, Başkent olarak üstlendiği görevlere aykırıdır. Sırf gözlere batsın, görülsün anlamında yapılan ve hiç bir sanatsal özelliği ve toplumsal işlevi bulunmayan yapılar artık masaya yatırılmalıdır.
Esasen bu tür konularda mimari plan ve projeler önceden halk arasında tanıtılmalı, tartışılmalı ve sağlıklı, sağlam, geçerli, devamlı bir yol bulunmalıdır. Yap-yık veya yık yap anlayışı, ekonomik, sosyal, siyasal ve yatırm anlayışı bakımından sağlıksızdır. Zaman, para, emek kaybı yanında birçok sosyal ve toplumsal yaraları da beraberinde getirir.

Keçiören’de yapılmış ve yarım kalmış kule yıllar sonra tartışılıyor.Halka soruluyor. Yıkılsın mı ,kalsın mı? Bu güne kadar yapılan milyonlarca harcama ne olacak. Millet gelirlerinden kaybolan, çar-çur edilmiş olacak paralar kimin hesabına yazılacak. Yazıktır,çok yazık…
“Dedeleri koruk üzüm yiyen çocukların, dişleri kamaşırmış”-geçmişte yapılan hataların cezasını çocuklar ve torunlar çekermiş, halk sözünü hatırlamalıyız.
Dünya’nın yedi harikası’ndan biri olan BABİL KULESİ ile ilgili kutsal kitaplarda yer alan buyruklar okunmalıdır.
Kuleler ve Ankara’nın dört yanına kent giriş kapıları diye yapılan işlevsiz beton yığınları halkımızın gönlünde sempati bulmamıştır. Sanatsal, kültürel ve işlevsel hibir değeri olmayan kule, kale, kapı vb. yapılara giden emeğe ve ödeneğe yazıktır.

Kentlerin yöneticileri, kentin tarihine yanlış çiviler çakarlarsa paslanır ve çevresiniş rahatsız eder.Bu nedenle çok duyarlı, akılcı, teknik ve kültürel değerlendirme yapılmadan kentlerde yapılaşmaya gitmek doğru olmasa gerektir.
Halkın sesine, isteğine, beğenisine, ihtiyaçlarına ve önceliklerine gönül ve kulak veren yönetiiciler unutulmaz izler ve anılar bırakırlar.Buna aykırı çalışanlar çabuk unutulurlar.
Kentler kalıcıdır, geçmişten günümüze ve geleceğe akıp giderek ,tarihte yerlerini alırlar.