“Kukla” çeşitleri!

0
22

Kendini “insan” olarak tanımlayan biri, nasıl olur da “kukla” olmayı kabul eder..?

İşte size “çok cevaplı” bir soru…

Aslında “insan” olarak tanımlanabilmenin koşulları var… Madem kendimizi “yerkürede yaşayan canlı türlerinin en gelişmişi” olarak tanıtıyoruz, o zaman ortada “ölçülebilecek” bir farklılık olmalı…

Diğer türlerin arasından sıyrılabilmeyi, adı “beyin” olan bir organa burçluyuz… Ama beyin kendi kendini geliştirebilmesinin sınırları var… Bunun üstüne çıkabilmek için gereken yardımcı ise adı “eğitim” olan bir kavram…

…Ve her insanın ilk eğitmenleri anne ve babasıdır…

İyi/fena, güzel/çirkin, sevgi/nefret, dostluk/düşmanlık gibi mihenk taşlarını annesi ve babasından öğrenerek başlar yolculuğuna bir bebek… Belli bir yaşa geldiğinde de, eğitim kurumları girer devreye… Çünkü eğitimin sonu yoktur…

Böyle bir önemi olması, aynı zamanda eğitimi çift taraflı bir silah haline getiriyor yazık ki… Bir tarafı insanların beynini açıp daha işlevli hale getirmeye, öbür tarafı ise onları kendilerine “her söylenene inanan” bir sürüye dönüştürmeye yarayan bir silah bu…

Sayıları giderek çoğalan insanlar yerkürenin her tarafında yaşıyor günümüzde… Fiziki görüntüleri, ten renkleri ve yaşam biçimleri birbirinden farklı olsa da, hepsi insan ama, burada işin rengi biraz değişiyor… Tamam; fiziki görüntü ve ten rengi önemli değil de, “yaşam biçimi” söz konusu olduğunda ortaya çıkan fark çok bariz…

New-York’ta yaşayan beyaz ile Grönland’da yaşayan bir Eskimo’nun yaşam biçimleri karşılaştırmak yeter de artar…

…Ve insanlar her ne kadar “parayla mutluğunun satın alınamayacağını” söylese bile aslında bunun “kocaman bir palavra” olduğunun bilincinde…

Kukla olmayı kabul edenler, en çok “kendilerini mutlu olacak kadar çok para kazamaya” adamışların arasından çıkıyor bu yüzden… Onlar, bazen bunun için kendi kuklalarını yaratacak kadar zeki olurlar…

Asıl tehlikeli kuklalar ise “kendilerine söylenen her şeye inanlar” sürüsünden çıkar… Canlı bombalar gibi…

Gayeleri Türkiye Cumhuriyeti’ni yok etmek olan kuklalar var şimdi… Bir kısmının gözleri para hırsıyla körleşerek, Gençliğe Hitabe’de sözü edilen “gaflet, delalet ve hatta hıyanet içinde bulunanlar” tanımına uygun hale gelmişler… Öbür kısmı ise kendini “vur de vuralım, öl de ölelim” gibi sloganlarla açıkça ilan ediyor zaten…

Acı olan, hepsinin Cumhuriyet’in kuruluş ilkelerini gözlerini kapamış olmaları…

Alarm verici olan ise artık Atatürkçülüğe sığınmaya çalışanların buna görmeye ve engellemeye gerek duymaması…

Ama bu vatan hepimizin… Biz görüyor ve karşı çıkıyoruz… Sandık önümüze konduğunda da, ona göre vereceğiz oylarımızı..!

Paylaş
Önceki İçerikAta’nın 3 şeref defteri kayıp
Sonraki İçerikAtatürk ve Erdoğan
Mehmet Ali Yula

Gazeteciliğe 1965 yılında Ankara’da başladı. 1970’de Hürriyet’e geçti. 1977’da ek görev olarak İsveç Devlet Radyosu. 1991’de Nokta Dergisi. 1993’da Akis Dergisi. 1994’de Inter Star Televizyonu. 1998’de mesleği terketti. 2006’da emekli oldu.