Ana Sayfa Yazarlar Küfür Edebiyatı…

Küfür Edebiyatı…

78
PAYLAŞ

“Küfrün edebiyatı mı olurmuş?” diye, yazının başlığı kafanıza takılabilir…
Hem de bal gibi olur diyerekten yazımıza giriş yapalım…
Şimdi dikkat buyurmanızı dilerim… Bu küfür Edebiyatı’nın olduğu yer: TBMM’dir.
Biz bu yüce meclisten, saygı, sevgi, ağırbaşlılık beklerken, yakası açılmamış küfürleri öğreniyoruz.
Bizimle birlikte çocuklarımız, torunlarımız, ninelerimiz, dedelerimiz de öğreniyorlar… Dedelerimizin içlerinden, “Ne küfürler varmış?” diye geçirdiklerini tahmin ediyorum…
Atatürk döneminin meclis tutanaklarını okudukça, yüksek seviyenin, saygının, birlikteliğin hazzına varıyorsunuz.
Milletin vekilleri, etmeyin eylemeyin gelin şu küfürlerden, kavgalardan vazgeçin…
Bazı Asya devletlerinin meclislerindeki, kavgaları seyreder, kahkahalarla gülerdik. Hani ya “Gülme komşuna gelir başına…” belasına tutulduk…
En hafif küfrün ve hakaretin “serseri, manyak, lan salak…” tan oluştuğuna şahit oluyoruz!
Edebiyat tarihine girecek küfürlere gelince;
“Parazit herif, hangi hayvan verdi bu emri, hırsız, mazbata hırsızısın, şark dansözü, şerefsizsin, ahlaksızsın, fitneci, gazdan uçuyor bu arkadaş, namert, adisin…” Evet, en hafifi ile en ağırını seçmek edebiyatçıların sahasına girer…
Sayın, saygıdeğer, bey, beyefendi vekillerimiz, milletin vekillerinden öğrene, öğrene küfür mü öğrenmesi gerekiyor?
Yoksa devletin kalkınması, çağdaş muasır medeniyet dünyasında yer almak için yapacakları çalışma ve uğraşları mı öğrenmeleri gerekiyor?
Bu sorunun cevabını küfürde sınır tanımayanlar elbette vereceklerdir!
Siyasette, çoğulcu demokrasilerde küfre yer yoktur.
Fikre saygı vardır.
Dokunulmaz olmak, dili gemsiz tay gibi bırakmak değildir.
İstediğine, istediği küfür ve hakareti yapmak hiç değildir.
Dokunulmazlıkların kaldırılmasından sonra dil mi konuşacak, yumruklar mı?
Tek sevindirici olan, silah ve bıçakların konuşmamış olmalarıdır!

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam