Bütün ülkelerde iktidarlar, bazen birbiriyle fena halde çelişen iç ve dış sorunlara çözüm bulmak zorundadır…

Bir ülkede iktidarı elinde tutanlar ne kadar tecrübeliyse o kadar azalır bu çelişkinin boyutu… Tecrübe ise zamanla kazanılan bir şeydir…

Yeni kurulan bir partinin ilk seçimde iktidara gelmeyi becerdiği görülmüştür… Normal koşullarda işe “ mekanizmasını oluşturan kadroları muhafaza ederek” başlamaları gerekir… Çünkü kadrolarda değişiklikler yapmak için gerek duyacakları tecrübeli kişiler henüz yoktur ellerinde…

…Ve o ülkede birbiriyle çelişen bol miktarda iç ve dış sorun varsa, çok dikkatli olmaları gerekir…

Beklenmedik bir zamanda ve beklenmedik bir sonuçla iktidara gelmenin en çarpıcı etkisi, kendini “zafer sarhoşluğuna” kaptırmaktır… Bazen o partinin sonunu hazırlar bu zafer sarhoşluğu, bazen de ülkenin sonunu…

Çünkü bir “övünmeye özenme” duygusu ile başlar ve giderek “kişisel çıkar umuduyla” artan yeni şakşakçıların teşvikiyle giderek artar bu sarhoşluk… Etrafta “sen neymişsin be ağbi” diyenlerin çoğalmasının sonucu da, “ben neymişim be ağbi” sonucunu getirir…

Ama, demokrasiyi benimsemiş ülkelerde böyle olmaz asla… Çünkü o zaferin aslında “demokrasinin zaferi” olduğunu bilir insanlar… Tıpkı ülkeyi yönetebilmek için tecrübeli kadroların üzerine titremeleri gerektiğini de bildikleri gibi…

İsveç’de 44 yıl iktidarda kalan Sosyal Demokratların seçimlerini kaybetmesinden sonra olanlara bir göz atalım…

Sağ bir koalisyon hükümeti kurulmuştu ama, o çok eleştirdikleri Sosyal Demokrat sistemi değiştirmek için pek kayda değer bir şey yapmayacakları anlaşılmıştı. En başta, devlet makinesinin dişlileri olan bürokratlara hiç dokunmamışlardı. Bunların tamamı Sosyal Demokrat’lar tarafından atanan ve kendileri de parti içinde aktif siyasi rol oynamış kişilerdi. Ama yerlerinde kaldılar. Çünkü deneyimliydiler. Yaptıkları işi iyi biliyorlardı ve işini iyi yapanları değiştirmek kimsenin aklına bile gelmiyordu…

Özellikle dış politikası bir milim bile değişmedi İsveç’in…

Tarafsızlığını da, “anti-Amerikan” ve “anti-Sovyet” çıkışlarını da korudu…

Devlet bir makine gibidir, sürekli çalışması gerekir…

…Ve çalışan bir makinedeki parçaları değiştirmeye kalmak, ancak mekanikten hiç anlamayanların kafasından çıkabilecek “kör bir inanç” olmaktan öteye gidemez… Çünkü makine durur ve o zaman da, birbiriyle çelişmeye yatkın iç ve sorunlar çorbaya döner… Bana da, “size tanıdık geldi mi?” diye sorma hakkı doğmuş olur..!