Komşuya 500 milyon avro KDV ödedik

0
308

Türkiye Cumhuriyeti pasaportu taşıyanlar bu yıl Yunanistan Maliyesi’ne sadece KDV olarak en az 500 milyon avro ödedi. Hem de faturalı, fişli, belgeli, kayıp kaçak olmadan komşu ülkeye vergi verdi.

Bu yıl en az 1,5 milyon Türk başta Adalar olmak üzere Yunanistan’ı ziyaret etti. Yapılan harcamaların en az iki milyar avroyu geçtiği hesaplanıyor. Ülkede istisnasız her türlü mal ve hizmete yüzde 24 KDV uygulanıyor. Yüz avroluk hesaptan 24 avro KDV anlıyor. Gelen her tabak yiyeceğin, her kadeh Uzo’nun dörtte biri Yunanistan Maliyesi için yeniliyor, içiliyor. Yunanlılar da bu parayı başta Almanya olmak üzere Avrupa Birliği’ne olan borçları için ödüyor. Üç ada, iki Uzo, bir sirtaki için yapılan harcamalarla böyle komşuluk “desteği”, dostlar başına. Yunan Hükümeti KDV işini sıkı tutuyor. Türkmüş, Almanmış fark etmez, iki avroluk bira için bile; isteseniz de istemesiniz de KDV fişi size veriliyor. Turistlerin tümüne yakını nakit ödeme yaptığı için kasaları nakit avro doluyor.

Gelelim işin diğer boyutlarına: Türklerin ödediği bu vergilerin yüzde 80’ni Türkiye kaynaklı ürünler için. Örneğin: Adalar’da onların “Greek salad” diye sahiplendiği bizim çoban salatasını yediğinizde, soğanın, domatesin, salatalığın koku ve lezzetinden Türkiye çıkışlı olduğunu anlıyorsunuz. Çünkü Adalarda ne tarım yapacak geniş topraklar ne doğal su kaynağı var.

Dahası, bir iki hatıra, hediye eşyası almak isterseniz tekstil ürünlerin çoğu bizim Ege bölgesi işi. Gösterişli seramik ürünlerin tümü Kapadokya’dan. Ürgüp’te beş liraya satılan hatıralık bir seramik tabak; Adalar’da beş avro. Sorduğunuzda zaten “sizin mallar komşu” diyor Yunanlı esnaf. Her türlü Türk markalı alkollü, alkolsüz içeceğe ulaşabiliyorsunuz, tabii en az beş katı fiyatla. Yerel şarapları ve balık ürünleri dışında Yunanistan’a özgü fazla bir şey bulamıyorsunuz zaten.

Bir not daha: Yılda üç milyon ziyaretçinin geldiği Santorini Adası’nda otel, pansiyon vesaire inşaatı yasaklanmış. Gerekçesi; Ada Belediyesinin “biz bu kadar otelin yolunu, kanalizasyonunu yapamayız, buralara su getiremeyiz, altından kalkamayız” olmuş. Tüm otel inşaatları durdurulmuş. Aynı şekilde yeni konut, villa yapımlarına da çok zor izin veriliyormuş. (Biz de olsa kim dinler belediyeyi!) Adada mevcut otellerde kalmak istiyorsanız aylar öncesinden rezervasyon yapmanız gerekiyor. Kasım ayında yer bulursanız şanslısınız, o da gecesine 800 avro ödemeyi göze alırsanız.

Görünen, geçmişte AB içinde vergi konusunda sicilleri bozuk Yunanlıların bu krizden çıkardıkları en büyük ders “vergileri kayıt altına almak” olmuş. “Aman üç beş turist gemisi geldi “diye fiyatlarına zam yapmıyorlar. Sadece Santorini ve Mikanos Adaları’na deniz yoluyla günde beş bin turist geliyor. Günün 20 saati açık plajlardaki eğlence yerlerinin gecelik geliri yüz binlerce avroyu geçiyor. Üstelik lokantalarda yemekleri bir tanesi üç dört kişiye yetecek şekilde kocaman çanaklarla sunuyorlar.
Yunanlılar, turistlerin güvenliğine ve konforuna büyük önem gösteriyorlar. “Turizmimize laf gelmesin” diye tecavüz, saldırganlık, taciz, kazık atmak, gece kulüplerinde hır gür çıkarmak, bir yerine iki istemek, evlenmek vaadiyle genç bayan turistlere yaklaşmak gibi konulara tahammül edemiyorlar.

Yunanistan mı pahalı biz mi tartışmalarını bir yana bırakın, Türkiye’deki, şöyle yakın zamandaki bir tatiliniz gözden geçirin. Yediklerinize, fiyatlara, vergi, fiş konularına bakın. İki otobüs yerli yabancı turisti görünce etiketini değiştirenleri hatırlayın. Dahası Antalya’da bir yaz boyunca aynı hizmeti veren aynı tatil köyünde Haziran ayında 300 lira olan bir odanın fiyatının Ağustos sonunda neden 600 liraya çıktığını anlamaya çalışın.
Bir de Yunanistan’da yüzde 24 KDV öderken memlekete dönüp turizmde “18 KDV çok yüksek” diye yakınmayın.