1988 yılıydı… Avrupa haritası daha değişmemişti… Balkanlar’da, Yunanistan ve Yugoslavya dışında kalan tüm ülkeler Doğu Bloğu olarak adlandırılıyordu ve dünyanın iki süper gücünden biri olan Sovyetler Birliği’ne bağlıydı…

Mareşal Tito’nun Yugoslavya’sı, yüzyıllarca birbiriyle savaşmış olan Sırplar, Hırvatlar, Slovenler, Boşnaklar ve Makedonları bir araya getirmeyi başarmıştı… Zaten adı, “Slav kökenli olan ırkların birliğine” işaret ediyordu…

Soğuk Savaş’ın tüm hızıyla sürdüğü dönemde; Sovyetler, Yunanistan hariç tüm Balkan ülkelerini kendi etki alanında tutmak istiyordu… Buna ilk baş kaldıranlarda biri Tito olmuş ve 2 süper gücün de etkisine karşı çıkan bir Bağlantısız Ülkeler Grubu kurulmasına giden yolu açmıştı…

Yunanistan’da ise Amerika’ya yakın ve kafayı Türkiye’ye takmış yönetimler vardı… PKK örgütü mensuplarının ön eğitimin yapıldığı Lavrion Kampı, alenen faaliyet gösteriyordu…

Kızmazsanız, bir kez daha “Kuşbeyaz” adlı belgesel romanımdan alıntılar yapmak istiyorum… Yazacaklarım, o yıllarda çalıştığım gazetede haber olmuş şeyler… Zamanla unutuldu, ya da unutturuldu sadece… Buyrun, daha o zaman gözümü açan Reşad kod adlı PKK’lı ile aramda geçen bir diyalogu okuyun…

++++++++++++

“Reşad dur bir dakika. “Sen şimdi bazı Avrupa ülkelerinin Türkiye’yi parçalamak isteyeceklerini ve uygun zamanda buna yönelik niyet ve eylemleri destekleyeceğini mi söylemek istiyorsun?”

“Bunu söylemek istemiyorum ağbi. Biliyorum. Eğer uygun ortam ne zaman gelecek diyorsan, o zaman da fazla yakın değil derim sana. Çünkü küçük bir dezavantajları var Avrupalıların. Türkiye ile aralarında başka ülkeler var. Macaristan gibi, Yugoslavya gibi, Bulgaristan gibi. Önce oraları halletmekleri gerekiyor.”

“Yani Avrupa önce bu saydığın ülkeleri parçalayacak sonra da sıra Türkiye’ye gelecek diyorsun sen.”

“Bunların hepsi için parçalama gerekmez ağbi. Örneğin Macaristan’a bakalım bir. Şimdilik bir Doğu Bloğu ülkesi. Ama yüzyıllarca Batı’nın parçası olmuş. Dolayısı ile tekrar Batı’ya dönmesi için parçalanma gerekmiyor. Bulgaristan’da durum biraz farklı. Orada ciddi bir Türk azınlık var. Bir bakıma ağız sulandırıcı bir durum bu. Olaya nereden baktığın önemli. Eğer orayı karıştırmak istersen, bulunmaz bir nimet bu. Sırplar’la Hırvatlar’ı. Slovenler’le Boşnaklar’ı birbirine düşürmek için fazla uğraşmaya gerek yok ki.

Vay be Reşad. Neler söylüyorsun sen. Önce Doğu Avrupa ve Balkan ülkelerini yiyecek Avrupa, sonra da sıra Türkiye’ye gelecek öyle mi? Neden peki Reşad.

“Ağbi, Avrupa ülkeleri bir daha kolay kolay savaşa girmezler. Doğru söylüyorsun. Ama bu; kendi dışlarında birilerini savaştırmazlar anlamına da gelmiyor elbette ki. Dikkat et, kendileri savaşmayacaklar.

“Peki, bundan ne kazanacak Avrupalılar Reşad?”

“Yeni ve küçük devletler, hatta devletçikler oluşacak. Kontrol altına kolaylıkla alınabilecek, mal satılabilecek, doğal kaynakları sömürülebilecek yeni küçük devletler ağbi. Çünkü Avrupalı sömürgeci. Bundan asla vazgeçmeyecek. Eğer şu andaki kurulu düzen sömürgecilik yapmasına fırsat vermiyorsa, ki vermiyor, o zaman kurulu düzeni bozacak.”

+++++++++++++++

29 yıl önce öğrendim ben bunları… Haber yaptım, yetmedi kitap yazdım… O da bir işe yaramadı…

Keşke bir zamanlar “böyle kitapların çözüm sürecine ters düştüğünü” söyleyerek karşı çıkanlar okusaydı bari… Anladık “kitap okumak delikanlıyı bozar” diyorsunuz… Ama merak ediyorum, bu ülkeyi yönetmeye soyunanların da mı “delikanlılığını” korumaya çalışıyordunuz..?

PAYLAŞ
Önceki İçerikO başlığın 10 sonucu!
Sonraki İçerikYenimahalle’de park sayısı 390’a yükseldi
Mehmet Ali Yula
Gazeteciliğe 1965 yılında Ankara’da başladı. 1970’de Hürriyet’e geçti. 1977’da ek görev olarak İsveç Devlet Radyosu. 1991’de Nokta Dergisi. 1993’da Akis Dergisi. 1994’de Inter Star Televizyonu. 1998’de mesleği terketti. 2006’da emekli oldu.