CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, güçler ayrılığı ilkesine vurgu yaparken, “Şunu insanlık tarihi gördü ve öğrendi, bir kişiye bütün yetkiler verildiğinde o kendi ulusunu bir süre sonra felakete sürüklemiştir. Hitler örneği en somut örnek. Bütün yetkileri aldı, ‘ben başkanım’ dedi, sadece kendi ülkesini değil bütün dünyayı kana buladı” dedi.

Kılıçdaroğlu, Doğuş Üniversitesi’nde 1. Ulusal Gençlik Akademisi’nin açılışında konuştu. Türkiye’nin, bölgesinin ve dünyanın önemli aktörlerinden biri olması için tam demokrasi ve hukukun üstünlüğünün olması gerektiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, “Dünyaya bakın, kişi başına gelirin 25 bin ve daha fazla olduğu bütün ülkelerde tam demokrasi var. Bir de olağanüstü zengin kaynakların üzerinde oturan fakat yoksulları oynayan İslam dünyasına bakın. Hiçbirisinde demokrasi ve hukukun üstünlüğü yoktur, kadın-erkek eşitliği yoktur” dedi. Bağımsız yargının önemine işaret eden Kılıçdaroğlu, “Birilerinin talimatıyla karar veren değil hukukun üstünlüğüne inanarak, vicdanıyla karar veren yargıca ihtiyacımız var” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, medya ve düşünce özgürlüğünün de demokrasinin olmazsa olmazları olduğunu ifade ederken, “Bir kişi düşüncelerinden ötürü hapse atılmamalı. Bugün hapiste gazetecilerimiz, yazarlarımız, bilim insanlarımız var. Ben içime sindiremiyorum. Bugün içeride olan gazetecilerin hiçbirisi CHP lehine üç cümle bile kurmuş değildir ama ben onların haklarını savunmak zorundayım. Çünkü ben demokrasiye, insan haklarına, düşünceyi açıklama özgürlüğüne inanıyorum. Üniversitelerde bilimsel özerklik, bunların olması lazım. Bunların olmadığı yerde işler yürümez” dedi.

-“BİR KİŞİ MİLLİ İRADEYİ TEMSİL EDEMEZ”-

Konuşmasında güçler ayrılığı ilkesine vurgu yapan Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
“Şunu insanlık tarihi gördü ve öğrendi, bir kişiye bütün yetkiler verildiğinde o kendi ulusunu bir süre sonra felakete sürüklemiştir. Hitler örneği en somut örnek. Bütün yetkileri aldı, ‘ben başkanım’ dedi, sadece kendi ülkesini değil bütün dünyayı kana buladı ve ne yapıldı, Alman anayasasına ‘halkın direnme hakkı’ kondu. Tıpkı 15 Temmuz’da halkın direnme hakkını kullandığı gibi. Dolayısıyla demokrasiye yönelen her harekete karşı hepimizin ortak mücadele etmesi lazım.
Güçler ayrılığı; yasama, yargı, yürütme. Çağdaş demokrasilerde buna bir de medya eklenir çünkü bunların tamamı milli iradeyi kullanırlar, milli iradeyi temsil ederler. Bir kişi milli iradeyi temsil edemez, demokrasilerde böyle bir şey yoktur. Güçler ayrılığı bu açıdan çok önemlidir. Bu bağlamda, başkanlık tartışmaları yapılırken, ‘yasama ve yargı benim için ayak bağıdır’ diye birisi söylüyorsa, onun demokrasiye ihanet ettiğini rahatlıkla düşünebilirsiniz.”