Ana Sayfa Yazarlar Kendin oyna, kendin izle!

Kendin oyna, kendin izle!

131
PAYLAŞ

Kim ne derse desin; Futbol bir temaşadır. Sen istediğin kadar muhteşem isim ve yıldızlardan oluşan bir takım kur. İstediğin kadar, önüne gelene üçer beşer gol at ve kazan. Eğer tribünler boşsa hikayeden öteye gitmez…

Yalnızca seyirci değil, önemli bir diğer unsur da sahanın zemini. En az seyirci kadar futbolun olmazsa olmaz ögesi.
Evet bu iki önemli özelliğin ligimizdeki fotoğrafına bir bakalım dilerseniz. Seyirciyle başlayalım ve önceki hafta sonu oynanan Spor Toto Süper Lig maçlarındaki seyirci sayısına bir göz atıp sonra da konuya parmak basalım.
Kadıköy’de oynanan Fenerbahçe Trabzonspor maçı 37 bin 500 seyirciyle son dönemlerin en iyi seyirci sayısını buldu. Ancak, 51-52 bin kişiye oynamaya alışan Fenerbahçe, her ne kadar diğer rakiplerine oranla daha iyi durumda olsa da, yine de bu rakamlardan hayli uzak durumda. Kaldı ki sattığı kombine sayısı 38 bin 320 Sarı Lacivertli takımın. Yani satılan kombine kartlarının bile tamamı stada gelmemiş. Başakşehir Stadı’nda oynayan Beşiktaş, maçında tribünlerde 11 bin 455 seyirci vardı. Kasımpaşa Recep Stadı’nda oynanan Kasımpaşa Galatasaray maçını 4 bin kadarı Galatasaray taraftarı olmak üzere 6 bin civarında seyirci izledi.
Diğer statlarda ise izleyici rakamları şöyleydi; Eskişehirspor-Mersin İdman Yurdu 6757, Sivasspor-Başakşehir 3861, Rizespor-Konyaspor 3423, Antalyaspor-Osmanlıspor 1200, Gençlerbirliği-Gaziantepspor 1315, Bursaspor-Kayserispor Seyircisiz.
Bu rakamların ardından bir kere hemen şunu belirtelim. Passolig çıktıktan sonra İstanbul’un üç büyükleri de dahil olmak üzere o alışılan ful tribünleri tam anlamıyla unuttuk. Hele geçtiğimiz yıl, gerçekten komik seyirci sayılarına tanık olduk. Hatta bazı maçlarda, televizyon ekranından ev sahibi takımın, ‘seyircisiz oynama cezası’ aldığını, boş tribünlere oynadığını düşündük. Tabi sonrasında durumun anladığımız gibi ceza değil, seyirci gelmeyişinden olduğunu öğrendik.
Evet, Passolig ilk uygulamaya geçildiğinde, ciddi anlamda darbe vurdu tribünlere. Bir taraftan bakıldığında, insanın maç izleme özgürlüğüne kısıtlama getiren bir yöntemdi bu. Ayrıca alınması aşamasında yaşanan formalite de cabası gibiydi. Ancak daha sonra bazı kolaylıklar getirildi ve şu sıralarda fazlaca bir zorluk yok. Bu yıl Fenerbahçe ve Galatasaray biraz biraz seyirci sayısında yükseliş kaydetti. Lakin halen 3-5 yıl önceki rakamların hayli gerisindeler.
Yukarıda da vurgulamaya çalıştığımız gibi, seyircisiz tribünlere oynanan futbol son derece yavan geliyor insana. Havası kaçmış gazoz gibi tatsız tuzsuz bir şey oluyor. Çünkü, futbolun doğasında bir görsellik, bir izlence ögesi var. Futbolcu beceri ve yeteneğini, kendisini izleyen canlı gözlere sergilemekten ayrı bir keyif alıyor. Ekran karşısında kendisini izleyenler futbolcunun fazlaca umurunda değil.
Seyirci faktörünün dışında, bir de saha ve zemin kalitesi var kuşkusuz. Düşünebiliyor musunuz, takımınıza dünya yıldızlarını getiriyor, basın önünde görkemli imza törenleri yapıyorsunuz. ekranları ve gazete sayfalarında boy gösteriyorsunuz ve o yıldızınızı bozuk bir zemine sahip stadınızda 1001 riskin göbeğinde futbol oynama durumunda bırakıyorsunuz. Bu durum ne akla, ne mantığa ne de ekonomiye uyuyor. Çünkü, o bol sıfırlı rakamlarla renklerinize bağladığınız isimler, o uygunsuz zeminlerde kolaylıkla sakatlanıp uzun süre takımlarından uzak kalabiliyor. Bu durumda da pek tabi ki takımınızın performansı dibe vurabiliyor.
Sonuçta, bacasız sanayinin en çarpıcı örneği olan futbolun, gelmesi gereken konuma ulaşmasında seyirci ve saha çok önemli bir yer oluşturur diyor, tribünleri dolu ve zeminleri halı gibi statlarda, kavga ve küfürden uzak maç izlemeyi diliyorum.
Hoşçakalın…

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam