Türkiye’nin içinde bulunduğu can sıkıcı durum, fert fert hepimizi karamsar ve kendine güvenini yitirmiş insanlar konumuna sürüklemektedir. Türkiye hızla bezgin, umutsuz, bitmiş ve tükenmiş insan yüzlerinin olduğu bir fotoğraf karesine dönüşmektedir.
Yoğun bakımdaki hastaların, gördüğü her beyaz önlüklüden iyi olduğuna dair sözler duyma arzusuna benzer bir çaresizlik, hepimizi hızla esir almaktadır.
Hepimizin, ciddi manada motivasyona ihtiyacı var. Bu durumu dikkate alarak, bugünkü yazımda hayata dair bir anekdotu sizinle paylaşmak istiyorum.
Tanınmış bir konuşmacı, seminerine elindeki 100 dolarlık banknotu göstererek başlamış. Yaklaşık 200 kişinin bulunduğu salona, bu parayı kim ister? diye sormuş. Salonda bulunan herkes elini kaldırmış. Konuşmacı, bu parayı sizlerden birine vereceğim fakat, önce bazı şeyler yapacağım demiş.
Parayı, önce buruşturmuş ve dinleyicilere hâlâ bu parayı isteyen var mı? diye sormuş. Eller yine havadaymış. Bu sefer, konuşmacı, peki bunu yaparsam demiş ve 100 doları yere atmış, paranın üstüne basmış, ezmiş ve kirletmiş. Para şimdi pis ve buruşukmuş, fakat eller yine havadaymış. O parayı herkes istiyormuş.
Konuşmacı sözlerine şöyle devam etmiş, arkadaşlar, burada çok önemli bir şey öğrendiniz, paraya ne yaptıysam hiç önemli değil, onu yine de istiyorsunuz. Çünkü benim ona yaptığım şeyler onun değerini düşürmedi ve o hâlâ 100 dolar.
Hayatımızda, çoğu kez verdiğimiz kararlar veya hayat şartları nedeniyle, hırpalanır, canımız acıtılır, yerden yere savruluruz ve kendimizi kötü hissederiz. Fakat, hiçbir zaman değerimizi kaybetmeyiz. Temiz ya da pis, hırpalanmış ya da kırılmış, bunların hiçbiri önemli değildir. Hayatımızın değeri, hangi şartlarda yaşadığımız veya kimi tanıdığımızla değil, kim olduğumuzla alakalıdır.
Kaybetmeyi, ahlaksız bir kazanca tercih etmenin tabii ki bir bedeli olacaktır. Bunun acısı bir andır, diğerinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer.
Bazı idealler, o yolda mağlup olsak bile zafer sayılır.
Görmeye çalışmalıyız ki, bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen, dünya yine de hepimizin en güzel mekanıdır. Baharın geldiğini, çiçeklerin açtığını fark etmeliyiz. Yaptığımız şeylerin, yapabileceklerimizi engellemesine izin vermemeliyiz. Ara sıra isyana yönelecek olsak bile, bilmeliyiz ki evreni yargılamak imkansızdır. Onun için kavgalarımızı sürdürürken de, kendi kendimizle barışık olmalıyız.
Unutmamalıyız ki, geçmiş ve gelecek yoktur, her ikisiyle sürekli iç içe sonsuz bir şimdi vardır!
Unutmamalıyız ki, duvar ne kadar yüksek olursa olsun, ondan daha yüksek gökyüzü vardır!
Unutmamalıyız ki, her tünelin bir sonu, her gecenin bir sabahı, her inişin bir çıkışı vardır!
Unutmamalıyız…
Unutmamalıyız…
Unutmamalıyız…

PAYLAŞ
Önceki İçerikTatlı dil ve güler yüz
Sonraki İçerikTürk kızına vahşi dayak
Gürcan Dağdaş
54. Cumhuriyet Hükümeti'nde Devlet Bakanı olarak görev yaptı. 22 Temmuz 2007 Genel Seçimlerinde, MHP'den Kars Milletvekili seçilerek Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23'üncü dönem üyesi oldu. Aralık 2013 yılında, MHP'den istifa etti. Toplumsal Çözülme, Kağıda Düşenler, Düşünceye Davet ve Fetret Dönemi Yazıları ismiyle yayınlanmış, dört kitabı var.