Ana Sayfa Yazarlar Kederi de, sevinci de ortak yaşayamayanların ülkesi

Kederi de, sevinci de ortak yaşayamayanların ülkesi

38
PAYLAŞ

Türkiye, özellikle keder doğuran olaylarda “birlik ve beraberlik” nutuklarının en çok atıldığı ülkeler arasında olma şöhretini de giderek yitiriyor. Özellikle, kimsesizlerin cenazesi bile ortada kalmaz, tabuta omuz verenler eksik olmaz ve hiç tanımayanlar bile, kapısı hiç kapatılmayan ölü evini, elleri boş olmaksızın ziyareti, kederi paylaşmak olarak görür. Bunun, ölü sahiplerine olası yüklerini paylaşmak amacına dönük olarak, gerek hayırseverler ve gerekse yerel yönetimler, hemen her mahallede, bir “Taziye Evi” açmaya yönelmişlerdir. Düğün-dernekte de, ulusal bir utkuda da aynı dayanışmayı gözlemleyebilirdik…
Ancak, siyasetin hizmet yarışı olmaktan çıkıp, ikbal ve istikbal, var olma-yok olma biçimine bürünmesinden bu yana, bu hasletimizin giderek yok olduğunu görmekteyiz. Bunun insan olanı utandıran bir örneğini, Konya’da, Türkiye-İzlanda futbol karşılaşmasında kahrolarak izledik.10 insan kırımı nedeni ile Hükümet tarafından ilan edilen üç günlük ulusal yasın doğal uzantısı olan saygı duruşunda kimi izleyiciler saygısızlık ve nefretlerini kusmuşlardır. Dış gözlemciler de, bu ayrıştırıcı ve ötekileştirici bilinçli politikanın vardığı noktayı, New-York Times Gazetesi (NYT),şöyle işaret etmekte; “Kederde de, zaferde de Türkiye bölünmüş durumda. NYT bunu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve on üç yıldır ülkeyi yöneten AKP’nin giderek artan ayrımcı liderliğinin bir sonucu olarak değerlendirmektedir.
Bütün bunlar, ulus olma, toplumun parçası olmanın derin hasara uğratıldığının kanıtını oluşturmaktadır. Yazar Ali Sirmen, Cumhuriyet’teki 13 Ekim günkü yazısında, öznel ulus kavramının kuramcılarından Ernest Renan’a göndermede bulunarak açıklamakta. Ulusçuluğun etnik kökene dayanmadığını savlayan Renan,11 Mart 1882’de Sorbonne Üniversitesi konferansında ; “zaferler ile büyük başarılar kadar, büyük kayıplar da ulusları, toplumları birbirine kenetleyici, birleştirici rol oynarlar” dedikten sonra, bu yargısını güçlendirmek için, İtalya ve Osmanlı’yı örnek olarak seçer: “Görülüyor ki günümüzde(1882) İtalya’da her bozgun işlerin daha düzelmesine yardım ederken, Türkiye’de her zafer Türkiye’nin kaybına oluyor. Çünkü İtalya bir ulustur ve Türkiye ise Küçük Asya’nın dışında ulus değildir. Her olaydan sonra, İtalya biraz daha uluslaşırken, Türkiye’de Türkler, Slavlar, Rumlar, Ermeniler, Kürtler, başlangıçtaki kadar birbirlerinden uzaktırlar”
Renan’ın bu saptaması, Küçük Asya’nın dışındaki toplulukların Osmanlıdan kopmasını açıklarken, günümüzde Küçük Asya sınırları içinde yer bulan Türkiye Cumhuriyeti de, günümüzde çatırdamakta, birlikte yaşama, kederi ve sevinci paylaşma özelliğinden hızla uzaklaşmaktadır. Bunun nedeni ise, Anadolu’da var olan etnisiteler, inançlar ve kültürler entegrasyonunun, ötekileştirici, baskıcı, komplocu, zalim, bölücü bir muktedirin devletin bütün erklerini tutsak kılmış olmasının sonucu olarak, param-parça olmasıdır.
Bundan kurtulmanın tek yolu, dinler, mezhepler, etnisitelerden oluşan çokluğun uyumlu bir birliktelik için, ötekileştiricilikten özenle kaçınan, kucaklayıcı, çoğulcu, özgürlükçü bir düzen ile toplumsal görüş birliğinin sürekli yenilenmesini sağlayıcı bir ortam oluşturmaktır. 1 Kasım seçimleri, bu nedenle, yalnızca bir iktidar değişimini değil, ulusun dağılmasını da önleyici bir işlev önemini taşımaktadır.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam