Arz-ı hâl, arapça kökenli bir sözcük olup halini anlatma anlamına gelir.Bu kelimeden türeyen ” Arzuhal’de hali anlatan, söyleyen, yazan,bildiren anlamları taşımaktadır.

Arzuhal dilekçe, hali,durumu, vaziyeti,şikayeti söyleyen, bildiren, yazan kişi demektir. Arzuhalciler , adliye, belediye, Tapu, kaymakamlık, valilik gibi resmi görev yapan binaların köşe başlarında kimi zaman açıkta, kimi zaman bir tahta kulübe içerisinde çalışırlardı.

Arzuhalciler zamanla bürolar açarak tarihi ” ARZUHALCİ” levhalarını kapılarına astılar. “dava vekili ” yetkisi olanlarda vardı,savunmaya girerlerdi.Halk onları selamlamadan geçmezdi. Saygın, sevilen, aranan ve ilgi gören kimselerdi. Davası olanlar, dilekçe ve mektup yazdıracak olanlar, bir anlaşmazlık konusu bulunanlar,devlet kapısında resmi işi olanlar hep onlara danışırlardı. Halkın dileklerini,şikâyetlerini ücret karşılığında dilekçelere dökerlerdi.

Arzuhalciler, psikolog, sosyolog ve halhbilimci gibi insanı ve toplumu bütün derinlikleriyle anlayan birer halk bilgeleri idiler.Halkımız arasında ağızdan ağıza anlatılan bunlara ait sayısız anı vardır.

Benim doğup büyüüdüğüm Boğazlıyan İlçemizda , 60’lı yıllarda altı arzuhalci bulunmaktaydı. Avukatlara dava dilekçesi yazdıran vatandaşlar birde bunlara danışırlar ve görüşlerini sorarlardı. Ünlü bir arzuhalci rahmetli Tayip Koçak, bir gün kendisine gösterilen dilekçeyi inceler ve bu dilekçenin sonucunda “binaenaleyh”i (bundan dolayı, bundan ötürü, bunun üzerine) noksan der ve kitap rafının en üst katında bulunan kara kaplı eski kanun kitabını açarak dilekçeyi düzelettikten sonra şikâyetciye veririr ve ücretini alır. “Götür bunu C.Savcısına ver, ağır bir hapis kararı çıkacak” der.Arzuhalciler geniş bilgi ve tecrübelerine dayanarak , savcı ve hakim gibi kendilerine güvenerek konuşurlar ve halkı psikolojik yönden etkileyerek rahatlatırlardı.
İlçelerde görev sürelerini doldurarak ayrılan devlet görevlilerinin veda yemeklerinde ve toplanntılarında halk adına arzuhalciler söz alırlar, duygusal,hamasî , edebî ve tarihî kunuşmalar yaparak gözleri ve gönülleri doldururlardı.

Yaşadıkları yörenin halkını çok iyi bilen arzuhalciler giyim kuşamlarına özen gösterirlerdi. Sır tutma, dedikodudan uzak durma, özel bilgileri saklama,öğrendiklerini kötüye kullanmama ve iyi ahlâk sahibi olma vasıfları aranırdı.

Osmanlı İmparatorluğu zamanında 1762 ‘de çıkarılan bir padişah fermanı ile arzuhalcilere ruhsat verilmesi ve meslekleri gereği uymaları gereken kurallara uyup uymadıklarının denetlenmesi sağlanmıştı. 1878 tarihli bir minyatürde ” İstanbul’da bir arzuhalci” çizimi yer almıştır. Ünlü eski mizah dergisi AKBABA’da arzuhalciler yer almıştır. 1865 ‘de çıkarılan bir yasa ile arzuhalcilik sona erdirilmiştir. Ancak hayat şartları bu mesleğin uzun süre kendi halinde devam etmesini zorunlu kılmıştır.

Bu mesleği yapacak olanlarda; iyi ahlâk, dürüstlük, kanun ve mevzuat bilgisi,işini kötüye kulnamama, dedikodu yapmama ve sır saklama gibi vasıflar aranırdı.
Osmanlı döneminde okur yazarlık oranının çok düşük olması nedeniyle halk ile devlet arasında iletişim sağlamak önemli bir görevdi. Arzuhalcilere ruhsat verilmiş olup kanun ve usûl bilmeyenlere arzuhalcilik yetkisi verilmemekteydi. Arzuhalci defterleri tutulmakta ve bu mesleği yapanlar kayıt altına alınarak denetlenmekteydiler. Görevi kötüye kullananlar ağır cezalara çarptırılmaktaydı. Magosa ve Midilli kalelerine sürgüne gönderilen arzuhalciler de olmuştur.

Hukuk fakültelerinin açılması ve avukatlık mesleğinin yasaya bağlanması ile birlikte, bir mashkeme tarafından , ” arzuhalcilerin avukatlık yetkisini kullanamayacağı” karara bağlanmış ve bazı arzuhalcilere ceza verildiği de olmuştur. zamanla arzuhalciler azalmaya başladı ve uygulamadan kalktı.
Türkülerde “kâtip ve arzuhalciler ” anlamlı yerlerini aldılar:

“Katibime kolalı gömlek ne güzel yakışır” dizesinde kâtiplerin giyimlerinin güzelliği yanında gönül zenginliği de anlatılır.
Pir Sultan Abdal’a ait olan ve Hızır paşaya isyanını dile getiren bir eser, daha sonra Âşık Veysel tarafından seslendirilmiş ve TRT denetiminden geçmesi için “Kâtip arzuhalim yaz şaha böyle” dizesi değiştirilerek “Kâtip arzuhalim yaz yare böyle” şeklinde repertuvara geçmiştir:
“Kul olayım kalem tutan ellere,/Kâtip arzuhalim yaz yâre böyle./
Şekerler ezelim şirin dillere,/Kâtip arzuhalim yaz yâre böyle.”
Arzuhalcilerin değişmez malzeleri arasında, bir çekmeceli küçük masa, üzerinde bir kaç divit, kamış kalem,biraz kağıt, karbonlu kağıt, eski ahşaptan kitap ve malzeme rafı, el ile yazılan yazıların dağılmasını önlemek üzere biraz kurutma tozu , yanında eski kaplı kanun ve mevzuat ve halk hikâyeleri gibi kitapları bulunurdu. Daha sonra daktilo kullandıkları malzeme arasında yerini aldı.

Arzuhalciler, gün görmüş, yaşlı, mevzuat bilgisine sahip, resmi iş ve işlemleri bilen hukuk bilgisine sahip ,tecrübeli,halkı tarafından sevilen, dürüst kimselerdi.
Arzuhalcilik mesleği de bu yolları geçerek bugünün gelişen, eğitim, teknoloji ve internet sonucunda kaybolmaya yüz tutmuştur.
İşi acele olanlar için hazır mektupları, dilekçe örnekleri bile çekmecelerinde bulunurdu.

Yazılan dilekçeleri, vatandaşlar ceplerinde küçük bir torba içerisnde sakladıkları metal üzerine kazılmış isim levhalarını imza yerine basarak işleme götürürlerdi.
Toplumda işlerin düzenli yürüyebilmesi için herkes bilgisine,becerisine, yeteneğine ve eğitimine göre bir iş tutmak zorundadır. İnsanlar yaptıkları işlerle de toplumda değer ve saygı görürler. Her şey gün gelir değerini yitirebilir, ancak sanat ve değeri hemen hiç eksilmeyen bir servettir. “Sanat altın bileziktir.” Ünlü yazar ve şair Rıfat Ilgaz’ın “Altın Bilezik” şiirinde ifade ettiği gibi “Paslanmadan elde altın bilezik/uygun bir iş bul kendine.”
Toplumun sosyal ve kültürel yapısı içerisinde zorunlu olarak ortaya çıkan meslekler gereksinmelerden ortaya çıkmış, doğmuş, gelişmiş, yaşamış ve süresini tamamlayınca kaybolmaya başlamıştır. Bunlardan birisi de “ARZUHALCİLİK” mesleğidir.

Binlerce anıları, bilgi ve belgeleri ile toplumda derin izler bırakarak kaybolan ve eski adliye depolarında ve arşivlerinde anıları yaşamaya devam eden arzuhalcilerin, derin hallerini özetleyerek arz etmek ve topluma geçmişin kültürel renklerini anımsatmak heyecanı ve sevgisi ile, yaşamlarını halka hizmet yolunda tüketerek aramızdan ayrılan arzuhalcileri rahmet ve saygı ile anıyor ve selamlıyoruz.

PAYLAŞ
Önceki İçerikYap bir güzellik kararnamesi
Sonraki İçerikAdana’da DEAŞ ve El Nusra operasyonu: 11 gözaltı
Yahya Aksoy
Yozgat Boğazlıyan'da doğdu. İlk ve orta öğrenimi takiben iki ayrı fakülteden ve Askeri Akademiden mezun oldu. MEB , Kültür ve Turizm Bakanlığında üst düzey yönetici ve genel müdür olarak görev yaptı. İngilizce bilen, şair ve "Tarihi İpek Yolu" kitabı yazarı, evli ve üç çocuğu bulunan Aksoy, Ankara'da yaşamaktadır.