, Geleneksel Türk Tiyatrosu’nun gösteri türlerinden olan Ortaoyunun en önde gelen ve oyuna damgasını vuran karakterlerinden birinin adıdır.

Bir metne bağlı kalmadan, genel olarak güldürü esasına dayalı,yeniliği benimseyen ve epik tiyatroyu andıran , genelde toplumsal ve siyasal taşlamaya elverişli sosyal olayları konu olarak seçmekte .
Tuluat yani doğaçlama yoluyla geliştirilen ana çizgileri bilinen olaylar dizisi bir meydanda seyircilerin çevrelediği bir alanda sahnelenir. Kendine özgü bir seyir ve söz planı kurgulansa da oyuncu seyircinin beklentilerini de dikkate alarak anında aklına gelen sözleri doğaçlama olarak yerli yerinde kullanmaya özen gösterir.
Kavuklu komik bir tipleme olup halktan birisi olarak kırmızı kavuk ve cübbe ile meydana çıkar. Cübbe ve kavuğun özel bir anlamı vardır. Gülmeyi ,düşündürmeyi ve eleştiriyi amaçlayan söz ve davranışlar da bu tiplemeyi tamamlar.Hiciv ustaları İncili Çavuş,Bekri Mustafa, Nasrettin Hoca kavuğu da ünlüdür.
Ortaoyununda birbirini tamamlayan kavuklu ve pişekâr iki önemli ve farklı karakter olarak sahneye çıkarlar. Ortaoyunu ve karagöz oyunlarında eleştirilerde zaman zaman ileri gidildiği de olur.

Kavuklu ,muhalif duruşuyla gölge oyunundaki Karagöz’le, Pişekâr ise düzen adamı olmasıyla Hacivat’la çok büyük benzerlikler gösterir. İktidar ve muhalefet eleştirilerini halk adına halkla paylaşırlar.Onların sözcülüğünü yerine getirmek için sahne alırlar. Bu nedenle Geleneksel Halk Tiyatrosu adıyla anılırlar.
Ortaoyununda mizahın sözcüsü ve simgesi olan kavuklu tiplemesinin yüzyılı aşan ünlü kavuğu, Ses Tiyatrosunda oynayan Hasan Efendi’den sonra aynı tiyatroda oynayan ünlü oyuncular İsmail Dümbüllü’ye,Dümbülü’den Münir Özkul’a, Özkul’dan Ferhan Şensoy’a ve Şensoy’dan Rasim Öztekin’e kavuğun şanına yakışır geleneksel törenlerle geleneğe saygı ve sevgi duyan ve geleneği içselleştirerek en üst düzeyde tutan sanatçıdan sanatçıya devredilmiştir.
Mizahı ön planda tutarak toplumsal konuları halka yansıtan Karagöz oyunları, yönetimdeki çarpıklıkları, yanlışlıkları ve usulsüzlükleri acımadan eleştirme özelliğine sahiptir.

Çoğu kez yöneticiler ve halk tarafından olgunlukla ve gülümsenerek karşılanan bu eleştiriler dozunu artırınca, rahatsız olan yönetimler tarafından sansürle karşılanmıştır. İlk sansür Sultan Abdülaziz döneminde Karagöz oyunlarında siyasi taşlamalara getirilen yasaklarla başlamıştır. Yasaklar yüzünden hiciv ve eleştiri, yerini kaba sözlere ve hareketlerde komikliklere bırakmıştır.

1839 yılında Tanzimat Fermanı’nın ilanından sonra , Avrupa’dan gelen tiyatro toplulukları İstanbul’a gelerek oyunlarını sergilemişlerdir.
Cumhuriyet döneminde, Karagöz’ün yeniden halkın ilgisini çeken bir sanat olabilmesi için değişik ve gerekli çalışmalar yapılmıştır. Bu alanda önemli hizmetleri yürütmek üzere 1995 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı HAGEM Genel Müdürlüğü bünyesinde Geleneksel Türk Tiyatrosu müdürlüğü kadrosu açılmış ve ne yazık ki daha sonra kaldırılmıştır.

Zamanla yetişkin seyirciler yerine çocuk seyircilere yönelen Karagöz oyunları,UNESCO tarafından 2009 yılında “Türkiye’nin Somut Olmayan Kültür Mirası” olarak kabul edilmiştir. Bu konuda Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Milletlerarası Kukla ve Gölge Oyunu Birliği (UNİMA) ‘nın yakın işbirliği olmuştur.
Tiyatro bir okuldur,yediden yetmişe herkes orada okur.

PAYLAŞ
Önceki İçerikDünyanın karikatürleri Bodrum’da buluştu
Sonraki İçerikErkek doğup kıza dönüşmek
Yahya Aksoy
Yozgat Boğazlıyan'da doğdu. İlk ve orta öğrenimi takiben iki ayrı fakülteden ve Askeri Akademiden mezun oldu. MEB , Kültür ve Turizm Bakanlığında üst düzey yönetici ve genel müdür olarak görev yaptı. İngilizce bilen, şair ve "Tarihi İpek Yolu" kitabı yazarı, evli ve üç çocuğu bulunan Aksoy, Ankara'da yaşamaktadır.