Türkiye, terörü desteklediği iddiasıyla ”ambargo ve izolasyon” altına alınan ’dan yana tavrını koyuyor. Bu askeri birlik gönderme kararının ardından ’ın “Katarlı kardeşlerimizi yalnız bırakmayacağız” sözleriyle daha da netlik kazandı.

Ama da şunu da soralım: “Katarlı kardeşlerimiz neredeler?
Bu sözlerin benzerini 1990 yılında, Irak’ın “benim toprağım” gerekçesiyle Kuveyt’i işgal ettiğinde de duymuştuk. O zaman da Kuveytli kardeşlerimizin yanında olmuştuk. Fakat ortalıkta “Kuveytli kardeşler” adına hiç kimseyi görememiştik!

Yedi ay süren Irak işgalin bitmesinden hemen üç ay sonra aralarında Kuveyt ve Katar’ın da bulunduğu beş Orta doğu ülkesini kapsayan resmi bir geziye katılmıştık. Kuveyt’e gittiğimizde, gökyüzü Saddam’ın ateşe verdiği petrol kuyularından çıkan duman bulutlarıyla kaplanmıştı. Evler, binalar her yer yağmalanmıştı. Saddam’ın askerleri ne varsa, tuvalet taşından perdeye, halıdan tavandaki ampule, arabaların tüm aksamlarına kadar söküp götürülecek ne varsa hepsini almışlardı. Öyle ki görüşme için gidilen Başbakanlık Binasındaki odaların kapıları sökülmüştü. Her yerinden zenginlik akan böyle bir ülkede resmi görüşmeler perdesi, kapısı olmayan, derme çatma iki koltuk bir masa ortamında yapılmıştı.

Gökten yağan ham petrol atıkları beyaz giysilerimizi, yüzümüzü bir anda siyaha boyarken, dumandan genzimiz yanarken bir şey dikkatimizi çekmişti: İşgal bitmiş ama Kuveyt sokakları bomboştu. Ortalıkta Kuveytli yoktu.

Kuveyt halkı nerede? diye sorduğumuzda verilen cevap şaşırtıcıydı. Dediler ki; bu Kuveyt halkının yüzde 90’nı ülkesi dışında yaşar. Bunlara, dünyanın neresinde olursa olsunlar, düzenli olarak para gönderilir, buralara uğramazlar. Ülkede Kuveytli olarak sadece üst düzey devlet yönetimi bulunur, ayrıca yabancı firma çalışanları ve her türlü hizmeti sağlayan Güney Asyalılar yaşar. Zaten Saddam Kuveyt’e girerken hiçbir “halk” direnişiyle karşılaşmamış, bir gün içinde ülkeyi ele geçirmişti. Saddam’dan sonra da bu defa ABD’liler, “sizi kurtarıyoruz” diye işgal etmişlerdi.

Bizim tarihimizle, vatan kültürümüzle baktığımıza bunu anlamak çok zordu. İşgale uğramışlar, evleri, malları yağmalanmış, “elimize silah alalım, gidip toprağımızı, vatanımız kurtaralım, koruyalım” diyen bir Kuveytli yoktu. Bu, Anadolu topraklarını vatan yapmak ve korumak için verilen mücadelenin, şehit kanlarının, bayrağımızın ne anlama geldiğini çok iyi anlatıyordu. Kuveytlilerin bunları bugün bile anlamalarını beklemek imkânsız. Tıpkı vatanını, topraklarını; eşini, çocuğunu bırakıp kaçan Suriyeliler gibi.

Şimdi aynı durum Katarlılar için geçerli. Büyük bölümü Avrupa’da, Amerika’da lüks içinde yaşıyor. Ülkelerinden gelen yüksek tutarlı paralarla hiçbir kaygı duymadan hayatlarını sürdürüyorlar. Ambargo sonucu su ve gıda yoklukları yaşamaya başlayan Katar yakında tamamen boşalır. Çok uzağa gidemeyenler, bu yazı İstanbul’da, Antalya’da, Karadeniz’de lüks içinde geçirirler. .
Hiçbir Katarlı da aynı Kuveytliler gibi “ülkemiz zor durumda, gidelim, yönetime destek verelim, protesto yapalım, vatanımıza sahip çıkalım” filân demez. Bu gibi kavramlar onlar için sadece pasaport ve hesaplarına yatan para demek. Şimdi Katarlı kardeşlerimizin yanında olalım da nerede yaşadıklarını, adreslerini bir bilebilsek!