Kasım’da spazm, Mart’ta kriz

0
50

Memleket ekonomisi her on yılda bir aynı döngüyü yaşıyor. Sıkıntılar, sorunlar birikiyor, önce Kasım ayında bir kalp spazmı gibi kendini gösteriyor, dört ay sonra da Mart ayında krize dönüşüyor. Bu süreç kaçınılmaz bir alın yazısı gibi ekonomimize yapıştı kaldı.

Tüm spazm ve krizlerin ortak paydaları kamu borçları, baş tetikleyicisi de dünya piyasalarındaki oynaklıklar. Her on yılda bir, bizde hesaplar karışıyor, dışarıda rüzgar esiyor, Kasım’da fırtına, Mart ayında da hortum misali vurup geçiyor.
1970’li yılların sonu döviz yoklukları, kara borsayla geçti.1980’leri döviz ve bütçe açıklarıyla tamamladık. 1990’ların sonu zaten bir kâbustu, herkes altında kaldı. 2007’lerde ABD’de şişirilen emlak sektörünün çökmesi, 2001 ekonomik uygulamalarını bozdu. O günlerde “teğet geçtiği” söylenen bu bozulma 10 yıl sonra bugün bir girdap gibi içine çekiyor.

“Kasım/Mart döngüsüyle felaket tellallığı” yapmıyoruz. Günümüzde ikinci benzeri 2001 krizine kimsenin tahammülü yok. Ama tüm ekonomik göstergeler bunun “bağırarak gelen” habercisi.
Nereye baksanız, hangi yorumu inceleseniz “ Türkiye ekonomisi çok kırılgan hale geldi, Türk lirası diğer paralarla negatif ayrıştı”, yani “hızla değer kaybediyor” cümlelerini görüyorsunuz. Açıklanan ekonomik veriler “işler ters gidiyor” diyor zaten. Akaryakıt zamları, enflasyon, döviz kurlarındaki zıplamalar artık moral bozmanın ötesinde Kasım ayı hüznü gibi üzerimize çöktü, spazm yaşatıyor.

Şimdi umudumuz büyümeye ilişkin yılın üçüncü çeyrek oranları. Açıklanmasına daha bir ay var, “yazın bir kenara; göreceksiniz dünyanın bir numarası olacağız” deniliyor. Beklenti ne? Çift haneli rakamlar, yani en az yüzde 10. Ancak bu kadar emin konuşmamak gerekir. Büyümede “dünyanın birincisi, alemin incisi” olacağımızı söyleyen isim, doların 4 lirayı zorladığı günlerde, “lira itibarlı bir dönüş yapacak” demişti. Üzeriden üç hafta geçti, bırakın geri dönüş yapmasını, liranın itibarı daha çok eridi, değer kaybında her gün yeni rekorları zorluyor.

Benzeri isimler geçmiş aylarda da “ liranın dolar karşısında üç liraya ineceğini” savunmuşlardı. Medyaya demeç vermeyi günlük mesailerinin bir parçası haline getiren bu isimler nedense kayıplara karıştılar.
Artık hiçbir tahmin tutmuyor. En son geçen Eylül ayı cari işlemler açığı açıklandı. Görüldü ki açık yılsonu beklentilerini üç ay öncesinden aşmış. Son 12 aylık 37-38 milyar dolarlık açık beklentisi şimdiden 39 milyar dolara ulaşmış. Geri kalan üç ayda ne yapacağız? Bilen yok. Ekonomi yönetiminden tepki var mı? O da yok. Olsa da her bir olumsuz göstergeyi “mevsimsel, jeopolitik nedenler, spekülasyon” gibi laflara bağlamak ikna edici olmuyor.

Çözümü sorumluluk makamlarında oturanlar daha iyi bilir ama geçmişteki her 10 yıllık Kasım-Mart döngüleri hep kamunun katı tasarrufa yönelmesiyle aşıldı. Yüzde 10 oranında yapılacak tasarruf bile çoğu olumsuz göstergeyi düzeltebilir. Kamu, para talebini tasarruf yoluyla kısmaya başlarsa bu yazmaya elimizin gitmediği spazm/kriz senaryoları kısmen geçiştirilebilir.
Yok, “aynı hamam, aynı tas” zihniyeti ile sadece ”ne güzel büyüdük, büyüyoruz” derseniz ve bunun arkasına sığınırsanız, birileri çıkar, İsmet Paşa gibi “sizi ben bile kurtaramam” der. O zaman hepimize geçmiş olsun.