Toplum olarak; önümüze çıkan her konu hakkında “yalnızca görünen şekline” bakarak karar vermeyi seviyoruz… Bu da bizi “kandırılması çok kolay” bir hale getiriyor…

Milyonlarca Türkün çalıştığı Almanya ile aramızda “tarihten kaynaklanan geleneksel bir dostluk olduğuna” dair inancımız gibi… Sadece gözümüze öyle göründüğü için… Ama son günlerdeki gelişmeler ortaya çıkınca, aniden Nazileri hatırladık… Görüntü değişmişti çünkü…

Almanya’ya ilk defa 18 yaşımdayken “kanser tedavisi olmaya gidin annemin refakatçisi olarak gitmiştim… Münih’te ki bir hastaneye yatırmıştık onu… O zaman Türk işçiler yoktu… Yalnızca İtalyanlar vardı ve onlar kurnaz oldukları için; biraz çalışıp parayı bulunca, kendi işlerini kuruyorlardı… İtalyan restoranları açılıyordu peş peşe…

Ülkenin Amerikan işgali altında olduğunu görmemek mümkün değildi… Sokaklardan Amerikan askeri fışkırıyordu adeta…

…Ve kadınlar vardı, Alman kadınları… Otobüs şoförleri, vatmanlar, kamyon şoförleri olan kadınlar… Çünkü büyük savaş; erkek nüfusun “neredeyse görünmez hale gelecek kadar” azalmasına neden olmuştu…

Gece hayatının müşterilerinin tamamına yakını da, Amerikalı askerlerdi… Birahanelere, barlara gidenler; kendilerini Amerika’da zannedebilirlerdi… Çünkü herkes İngilizce konuşuyordu… Amerikan Devleti’nin ödediği yüksek “deniz aşırı maaşlar” sayesinde, etrafa para saçabilen askerler açısından rüya gibi bir ortamdı Münih…

Kafası sanayi üretimine yatkın Alman işadamlarının, hayati önemdeki işçi ihtiyacını Türkiye’den rahatlıkla karşılayabileceğini keşfetmesi, 1961’de oldu… Alman Devleti de devreye girince; saat gibi işleyen bir iş gücü, üstelikle de gayet ve disiplinli bir şekilde devreye sokuldu…

Alman mucizesi başlamıştı… Onlar hızla ilerlemeye başladıkları için memnundu, biz de “geleneksel Türk-Alman dostluğuna olan inancımız” nedeniyle…

Eğer arada 12 Mart Muhtırası, sağ-sol savaşıyla Türkiye’nin karışması ve 12 Eylül olmasaydı, bu karşılıklı memnuniyet hali sürüp gidecekti… Fırsatını bulup Türkiye’den kaçabilenlerin Almanya’ya sığınmaya başlaması her şeyi değiştirdi birden… İpin ucu kaçmaya başlamıştı… Akın akın geliyorlardı…

İp; Batı ve Doğu Almanya’ların birleşmesiyle birlikte tamamen koptu…

Refahı özlemiş, kafasının hiç yatmadığı bir komünist düzende yaşamaktan bıkmış Doğu Alman kökenliler; en başka Türkler olmak üzere yabancı işçilere düşman kesildiler… Genlere yazılmış “üstün ırk felsefesi” hortlamaya başladı…

Ama biz hala bunu görmüyor ve hala “geleneksel Türk-Alman dostluğuna” inanıyorduk… Ta ki, Alman makamları “evetçi” konuşmacılara zorluk çıkartmaya başlayana kadar…

“Nazizm” suçlamasının gündeme gelmesi ise, ayağına basılan bir adamın gösterdiği tepkiye “ana avrat söverek karşılık vermek” gibi oldu… Alman halkının büyük çoğunluğunun büyük utanç duyduğu bir dönemin hala geçerli olduğunu iddia etmekti bu…

Tamam; “kendini mağdur gösterme” çabasının bir ürünüydü… Ama asıl “bir bloktan koparken, nereye gideceğinizi bilemezseniz, görürsünüz” nasıl mağdur olunacağını… Bir tane bile aklı başında danışmanınız yok mu..?