Ana Sayfa Yazarlar KANDAN BESLENEN YARATIKLARA LANET OLSUN

KANDAN BESLENEN YARATIKLARA LANET OLSUN

127
PAYLAŞ

Meğerse “Millȋ Devlet” “millȋ” değilmiş. Kurtuluş savaşında, Ermeni zulmü karşısında omuz omuza çarpıştığımız Kürtler “milli” olmayı, daha dar bir çerçevede “Kürt Milliyetçiliği” olarak düşünmeye ve kendi haklarını (!) istemeye başladılar.

1683’den sonra aleyhimize dönmeye başlayan savaş çarkı Anadolu insanını da, Anadolu’nun tüm zenginliğini de alıp götürmüştü. Artık yeni bir toprak kazanmak için değil elimizdeki toprakları düşmana kaptırmamak için uğraş veriyorduk. Kime karşı? Rusya, Avusturya, Venedik, Papalık, kısaca bütün Avrupa devletlerinin oluşturduğu Kutsal İttifak’a karşı.

Ankara Üniversitesi DTCF’de yıllarca okutulan bir dersin adı “İmparatorluk’tan Milli Devlete” idi. Biz “Milli Sınırlar” içerisine çekildik, Arab’ı, Arnavut’u, Rum’u, Bulgar’ı dışarıda bıraktık ve “Milli Devletimizi” kurduk diyorduk. Çocuklarımıza da böyle öğretiyorduk.

Meğerse “Millȋ Devlet” “millȋ” değilmiş. Kurtuluş savaşında, Ermeni zulmü karşısında omuz omuza çarpıştığımız Kürtler “milli” olmayı, daha dar bir çerçevede “Kürt Milliyetçiliği” olarak düşünmeye ve kendi haklarını! istemeye başladılar. Batılı dostlarımız ve İran, ellerindeki “Ermeni” argümanını kayıp edince bunun yerine “Kürt Milliyetçiliği” argümanını yerleştirmekte tereddüt etmediler.

Her devlet kendi milli menfaatlerini gözetir. Hiçbir devlet ileride kendisine düşman olabileceğini düşündüğü bir devletin “aşırı güçlü” olmasını istemez. Bu yüzden de o devlete karşı elinde bazı kozlar tutar. Japonlar, sürgünde bulunan bir Osmanlı şehzadesine yardım ederek onu Uygur Türkleri’nin başına geçirmeye ve böylece Çin’i içten meşgul etmeye çalışmışlardı. Franasa’nın eski Cumhurbaşkanı Mitterand’ın Hanımı Diyarbakır sokaklarında birkaç papuç parçalamış ve halkımız onda bir Kürt karışıklığı aramaya başlamıştı. Her defasında Türkiye, Fransa’yı bu tür tahriklerden vaz geçirebilmek için ona birkaç askerȋ ihale vermek zorunda kalmıştı…

3 yıldan beri Kadir İnanır gibi “ȃkıl” adamlarımız sayesinde Türk-Kürt büyük bir grup insanımız barış sürecine inandı. MHP açık bir şekilde bunu red ederken ’nin ne dediği neyi desteklediği çok da net değildi. Zaten olamazdı da. Çok net olursa kendi içerisinden bölünebilirdi ve bir ölçüde böyle de oldu. Emine Hanım ayrı bir parti kurarak boyunun ölçüsünü aldı. Hükümet kanadı “baldıran zehiri” içmek pahasına bu süreci sona erdirmek iddiasındaydı.

tarafında ise durum yürekler acısı idi. Bir defa HDP bağımsız bir parti değildi. Bazen “ben bilmem Kandil bilir” diyor, bazen de “ben bilmem İmralı bilir” diyordu. Dışarıdan tipik bir “Yedi Başlı Ejderha”yı hatırlatan bu yapı Eşbaşkanlarla idare ediliyor gibi görünüyordu. Ama eşbaşkanlardan Selahattin Demirtaş, “liseli 15 kızın zorla dağa kaçırılması” olayında verdiği demeçlerden sonra Türk halkı karşısında bütün güvenirliğini yitirmişti. Ona inanıyorsa, “inanmak zorunda olan” bir kısım Kürt halkı ve Nişantaşı’nın, Moda’nın sosyetesi inanıyordu.

17 Aralık,7-8 Kasım, Paralel, Yamuk derken hükümet seçimi olaysız kapatabilmek için elindeki bütün kozları oynadı. Kürt halkı, ister tehdit ile olsun, ister Kürt Milliyetçiliği duygularına kapılarak olsun sonuç olarak hükümeti 3 yıllık çabasında yalnız bıraktılar. En azından bir kısmı “nankörlük” ettiler. Doğu ve Güneydoğu’da HDP neredeyse tulum çıkardı. 100 seçmeni olan bir köyde 100 seçmenin tamamı oy kullanıyor ve tamamı HDP’yi tercih ediyordu. İşin daha da garibi bununla ilgili tek bir şikȃyet bile kayda geçmedi. “Ağzına cep telefonu sokulduktan sonra başına kurşun sıkılarak öldürülen bir vatandaş” sanırım bu olaydan önce buna benzer bir sebepten infaz edilmişti.

Sonuç olarak: Osmanlı zamanında Kanije’yi savunmak için; Plevne’yi (Bulgaristan) savunmak için şehit veriyorduk. Bugün binlerce yıllık ana vatanımızı, Misak-ı Millȋ topraklarımızı savunmak için şehit veriyoruz. Hem de üzerinde düşman üniforması olmayan, cebinde Türkiye Cumhuriyeti kimliği taşıyan gençlere karşı. İşin daha da acı yanı bunların belki de tamamı 1985 yılından sonra, yani ile mücadele başladıktan sonra doğmuş çocuklar. Kürt Milliyetçiliği için savaşıyorlar ama Türk Milliyetçiliğini “faşistlik” olarak görüyorlar. Marksizme inanıyorlar ama binlerce dönüm toprağı olan gerçek bir toprak ağasını milletvekili, belediye başkanı yapmakta bir sakınca görmüyorlar.

Daha doğrusu liderleri ne derse onlar da aynısını söylemeyi görev sayıyorlar. Zaten aksini söylediklerinde başlarına ne geleceğini de çok iyi biliyorlar. Demokratik haklarını bırakıp, faşizan bir idarenin kucağına atılmak için dağa çıkan, hayatını tehlikeye atan, elini kana bulayan bir gençlik kolay kolay bulamazsınız. PKK yöneticileri robotlaştırdıkları bu insanları savaşsız bırakmayarak düşünme güçlerinin gelişmesine hiçbir zaman izin vermedi ve vermeyecek.

Kars’ta yol araması sırasında PKK’nın döşediği bir mayına basarak şehit olan 2 çocuk babası Uzman Çavuş Ali Gökçe artık öz vatanını savunmak için verdiğimiz şehitler kervanındadır. Dün Kanije’yi savunmak için, Plevne’yi savunmak için şehitler veriyorduk. Bugün öz vatanımızı savunmak için şehitler veriyoruz! Mekȃnları Cennet olsun. Türk olsun/Kürt olsun bu gencecik fidanların hayatlarının baharında kara toprağa düşmesine sebep olan, kandan beslenen yaratıklara lanet olsun.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam

3 Yorumlar

  1. Son bir hafta içerisinde sadece Osmaniye’den 3 şehit verdik. Bunların başına yıldırım düşmedi, bunlar PKK’nın hain tuzaklarına kurban gittiler. Bunları görmeyerek PKK borazanlığı yapanların gözleri kör, vicdanları kayıp olmalı.

  2. Türk olsun/Kürt olsun bu gencecik fidanların hayatlarının baharında kara toprağa düşmesine sebep olan, kandan beslenen yaratıklara lanet olsun.

Comments are closed.