Çoğu televizyon kanalında spikerlerden daha çok evet kampanyası yürüten liderleri görmeye başladık. Birinin mitingi bitiyor, diğerinin toplantısı başlıyor.

Referanduma giderken elbette evet isteyenler de yoğun bir çalışma yürütecekler ama bu yapılan filan değil, adeta tek taraflı bir propaganda bombardımanı, beyin yıkama operasyonu.
Nitekim, bir sivil toplum kuruluşunun yaptığı araştırmaya göre, 1-20 Mart tarihleri arasında televizyonlardaki canlı yayınlarda evet kampanyası yürütenlere 485 saat, hayır isteyenlere 45.5 saat ayrılmış.
Referandum sonucuna gölge düşürecek kadar tuhaf bir tablo var ortada.
++
1983 genel seçimine askeri darbe yönetiminde gitmiştik.
Kenan Evren başkanlığındaki darbeciler açıkça Milliyetçi Demokrasi Partisi’ni destekliyor, onların iktidara gelmesini istiyorlardı.
O dönemde bile böylesine tek yanlı bir propaganda çarkı işlememiş, seçime katılan diğer partilerin de kendilerini rahatça ifade edip seçmenden oy istemelerine tanık olmuştuk.
Milliyetçi Demokrasi Partisi lideri Turgut Sunalp’in yanı sıra, Anavatan Partisi lideri Turgut Özal’ı ve Halkçı Parti lideri Necdet Calp’i yeterince tanıma imkanı bulmuştuk.
Hatta, seçime katılan bu üç lider, o zaman özel televizyonlar olmadığı için TRT’de bir arada açık oturuma çıkmışlar ve partilerinin programlarını açıklamışlar, gazetecilerin sorularını yanıtlamışlardı.
Böylece seçmen kime, neden oy vereceğini net olarak belirleme imkanı bulmuştu.
++
Bugün, seçimle iş başına gelen bir iktidar döneminde referanduma gidiyoruz ama, 1983’de darbe yönetiminin gölgesinde yapılan seçim kampanyası kadar bile ilgili taraflara eşit söz hakkı verilmiyor.
Acı olsa da yaşadığımız durum tam anlamıyla budur.