Ana Sayfa Ekonomi Türkiye’de su varlığı ciddi tehdit altında

Türkiye’de su varlığı ciddi tehdit altında

114
PAYLAŞ

Türkiye nüfusunun 2050 yılında, farklı senaryolara göre 93-111 milyonu bulacağı tahmin ediliyor. Bu tahminler ışığında, Türkiye’nin 2050’ye doğru “su fakirliği” durumuna gerilemesi de kaçınılmaz görünüyor. Türkiye’nin 2025 yılı itibarıyla, toplam kullanılabilir su potansiyelini yüzde 100 oranında kullanması durumunda, su kaynakları üstündeki baskı çok daha fazla artacak.

TEMA Vakfı, Dünya Su Günü’nde gönüllü temsilcilerinin katkılarıyla hazırladığı “Türkiye Su Varlıklarına Yönelik Tehditler Haritası”nı açıkladı. Geçen iki ay boyunca yürütülen çalışma sırasında tabandan yukarı doğru ve katılımcı bir araştırma yöntemi izlendi. Sistematik bir bilgi toplama formu kullanılarak 81 ildeki gönüllü temsilcileri aracılığıyla güncel su sorunlarını tespit eden TEMA Vakfı, şu ana kadar 33 ilde 59 su varlığına dair tehdit belirledi. Son 30 yılda Türkiye’nin önemli su ve tarım rezervleri olan su havzalarına düşen yağış miktarı yaklaşık yüzde 25 oranında azaldı. Yağışların Doğu Akdeniz ve Doğu Karadeniz Havzalarında yüzde 30-55 arasında, Marmara, Susurluk, Sakarya, Kuzey Ege Havzaları gibi Türkiye nüfusunun yoğunlukla yaşadığı havzalarda ise yüzde 20-30 arasında düştüğü gözlemlendi.
Haritadan elde edilen sonuçlara göre, dünya su kaynaklarının yaklaşık yüzde 70’i tarımda, yüzde 20’si sanayide ve yüzde 10’u evlerde kullanılıyor.  Türkiye’de bu oranlar, sırasıyla, yüzde 74, yüzde 11 ve yüzde 15 olarak gerçekleşti. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı verileri, 1990-2008 yılları arasında, toplam su tüketiminin yüzde 41 oranında arttığını gösteriyor. Bununla birlikte Türkiye’nin 2023 hedefleri arasında mevcut kullanılabilir potansiyeli olan 112 kilometreküp su ve potansiyel sulu tarım alanlarının geliştirilerek kullanılması var. Bununla beraber sektörel su kullanımı hedefleri tarımda yüzde 64, sanayide yüzde 20 ve evsel kullanımda yüzde 16 olarak belirlendi.
Türkiye nüfusunun 2050 yılında, farklı senaryolara göre 93-111 milyonu bulacağı tahmin ediliyor. Bu tahminler ışığında, Türkiye’nin 2050’ye doğru “su fakirliği” durumuna gerilemesi bekleniyor. Türkiye’nin 2025 yılı itibarıyla, toplam kullanılabilir su potansiyelini yüzde 100 oranında kullanması durumunda, su kaynakları üstündeki baskı çok daha fazla artacak. Üstelik havzalardaki su dağılımı ve kullanım oranları arasındaki fark göz önünde bulundurulduğunda, su potansiyelinin tümünün kullanılması, havzalar arası su transferini gündeme getirdi. Açık kanal/kanalet sistemlerinde su kaçakları ve buharlaşma nedeni ile ciddi seviyede kayıplar yaşandı.
ÜRÜN VERİMLİLİĞİ DÜŞEN BİRÇOK HAVZADA KIRSAL GÖÇ ARTTI
Günümüzde Konya Kapalı Havzası, Gediz, Büyük Menderes Havzaları ve Çukurova gibi su sıkıntısı yaşanan birçok havza ve alanda, bol su tüketen tarımsal ürünler yoğun olarak yetiştirildi. Yörelerin iklimsel koşullarına uygun olmayan bu tarımsal üretim biçimi kısıtlı su varlıklarının, suya bağlı yaşam alanlarının yok olmasına neden olurken, orta ve uzun vadede üretime de büyük zarar veriyor. Su kıtlığı ürün verimini düşürürken, ürün verimliliği düşen birçok havzada kırsal göç arttı.
Sanayinin su kullanımındaki oranı her ne kadar düşük olsa da sürdürülebilir olmayan, su arıtmasız su kullanımı Türkiye’nin birçok su havzasında su kirliliğine neden oldu.  Günümüzde Ergene, Büyük Menderes, Gediz, Sakarya gibi Türkiye’nin nüfus, tarım ve sanayi havzaları, sanayi kaynaklı kirlilik nedeniyle henüz kaynağında suyunu kaybetti. Bu havzalarda su, 4. derecede en düşük su kalitesi seviyesinde gerçekleşti. Bu durum insan ve ekosistem sağlığının yanında, tarımsal ve sanayi üretimini de tehdit etti.
TÜRKİYE’NİN YILLIK SU AKIŞ MİKTARININ YAKLAŞIK YARISI, 26 SU HAVZASINDAN BEŞİNDE BULUNUYOR
Yüzde 16’lık oranla, kentler ve diğer yerleşim yerleri su tüketiminin diğer sektörlere göre daha düşük olduğu yerler oldu. Bununla birlikte özellikle göçlerle artan kentli nüfusun ve kentli yaşam standartlarının kent yakınlarındaki su varlıkları üzerinde baskısı giderek artıyor. Bu durum da özellikle kurak dönemlerde kentlerin sağlıklı suya erişme imkanını tehlikeye atarken, çok daha maliyetli, ekosistemlere zarar veren ve havzaların sürdürülebilirliğini tehdit eden havzalar arası su transferini gündeme getiriyor. Türkiye’nin yıllık su akış miktarının yaklaşık yarısı, 26 su havzasından beşinde bulunuyor. Bu beş havzanın dışındaki 21 havza, toplam su akışının geri kalan yarısını paylaşıyor. Suyun dağılımındaki bu dengesizlik, havzaların hizmet ettiği nüfus miktarlarının değişkenliği ile daha da artıyor. Örneğin Türkiye nüfusunun yüzde 28’inin yaşadığı Marmara Havzası, toplam akışın sadece yüzde 4’üne sahip. Benzer şekilde Sakarya, Büyük Menderes, Ergene gibi havzalarda da akış miktarı ve hizmet edilen nüfus arasında belirgin farklılıklar görülüyor.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam