Onlara hiçbir trafik kuralı işlemez. Hız yaparlar, sağınızdan, solunuzdan geçip aniden önünüze çıkarlar, trafiğin en yoğun olduğu yerlerde istedikleri yere istedikleri gibi dururlar. Yol tıkanmış, yayalar zor geçiyormuş, istiflerini bozmazlar.

Bunlar için şehrin semtleri, sokakları, adeta parsellenmiştir. Siz evinizin önüne park yeri bulamazsınız ama onlar için istedikleri yerde durmak en doğal haktır. Gidin Kızılay’a, Tunalı Hilmi Caddesi’ne çift sıra beklerler ama siz bekleyemezsiniz
Siz evinizin önünde park yeri için belediyeye vergi veririsiniz ama onlar ödemezler. Ödemedikleri gibi tüm sokaklar, caddeler kaldırımlar onlarındır. Hele neye göre tahsis edildiği bilinmeyen durak yerlerine bir dakikalığına park etmeye kalkın, bakın neler oluyor? Esnaf dayanışması adına ne kadarı varsa etrafınızı kuşatır, canınızı, aracınızı zor kurtarırsınız.
Gideceğiniz yeri size sorarlar, bozuk paraları yoktur, paranızın üstünü tam vermezler. Siz “kemer bağlamadın” diye ceza yersiniz ama onların araçlarında kemer diye bir şey bulamazsınız. Kendileri de bağlamazlar çünkü fiyakaları bozulur.

HERŞEY KAYITDIŞI

En kötü mahalle bakkallında bile defter, kayıt sorulur ama bu sektörde plaka dışında kayıtlı bir şey bulamazsınız. Ne gelirlerine, ne çalışanlara ilişkin hiçbir beyana rastlayamazsınız dolaysıyla bir kuruş vergi ödemezler.
Benzine mazota zam geldiğinde hemen “bize de zam” diye sıraya girerler. Devlet hurda araçları trafikten çeker ama onlar nerede kırık dökük varsa kullanırlar çünkü onların ekmek kapısıdır.
“Ben de taksicilik işine gireyim” derseniz, yapamazsınız çünkü ayrıcaklı plakalarını rezidans fiyatına almak zorundasınız o da satılık olanı bulursanız.
Meslek odaları vardır, tek işi taksi plakası pazarlamaktır. Onun dışında “şoförün derdiymiş, trafiğe yardımcı olalım, sokakları öğretelim” diye bir şey düşünmezler ama “kuralsızlığa dayalı kurallarına” laf geldiğinde anında organize olurlar, yolları kapatırlar, eylemin en kralını yaparlar, dokunulmaz ama vatandaş yaparsa çağır çevik kuvveti, ver sopayı, ver gazı.

1980’lı yılların ortalarında araçların “sarı renkte olması, plakalarının kaportaya yazılması ve taksimetre takılması” dışında o günden bu güne hiçbir hükümet, hiçbir yerel yönetim bu sektöre yönelik bir düzenleme getirmedi. Son 16 yıldır, her konuda yönetmelikler, kanunlar, yaptırımlar çıkarıldı ama bu sektörün kılına bile dokunulmadı. Tek yapılan gece yarısı duraklarında çay içmek oldu.
Artık işler değişiyor. Hep kayrılan, oy uğruna ne isterlerse anında yapılan, em imtiyazlı davranılan bildiğimiz taksicilik sektörü yeniden şekilleniyor. Açıyorsun telefonu, geliyor son model bir araç sizi güvenli bir şekilde istediğiniz yere götürüyor. Ücrette pazarlık yapıyorsunuz, hele bir de alıştınız mı sürekli onunla gidip geliyorsun.

Şimdi kıyamet kopuyor, davalar açılıyor neymiş haksız rekabet.
Arkadaş, sen vergi ödedin, aracına vergi levhanı koydun, aldığın ücrete fiş verdin, gelirini giderini yazdın, sigortanı primini ödedin, şoförünü en fazla sekiz saat çalıştırdın, trafik kurlarına sürekli uydun da mı şimdi hakkını arıyorsun? Hakkını arıyorsan seçim zamanlarında şirinlik olsun diye konvoy yaparak peşine düştüklerine, gece yarısı çay demlediklerine git!
Taksicilik sektörüne yönelik yeni çıkacak düzenlemelerden sona bağrı açık, bıçkın bakışlı, kirli sakallı ağır abi duruşlu, yakın mesafe binip indiğinde suratlarını asanları, yağmurda boş geçip gidenleri çok özleyeceğiz.
Umarız, aracında düşürdüğünüz, unuttuğunuz eşyayı evinize kadar getirip teslim eden, paranız olmadığında “canın sağ olsun” diyen, dertleştiğimiz, havadan sudan konuştuğumuz bu işi geçim kapsısı bilmiş “gerçek” taksi esnafının hakkı kaybolmaz ama bir cep telefonuyla “iyi taksi kötü taksiyi kovuyor” maalesef.