Ana Sayfa Yazarlar İsveç’te parti liderliği mezara kadar yapılmıyor

İsveç’te parti liderliği mezara kadar yapılmıyor

115
PAYLAŞ

Türkiye’de nedense siyasetçiler, siyaseti ve parti liderliğini mezara kadar yapmak isteyen bir anlayıştalar.
İsveç’in siyasetçileri ise bu görevi bir süreç olarak görürler. Bunu tüm partiler açısından da değerlendirebiliriz.
Hatta parti liderleri İsveç’te o kadar kısa sürede koltuklarında otururlar ki, insanlar bunu takip edemediği için isimlerini hafızada tutmada da zorlanırlar.
En son iki örnek vereyim. İsveç’te uzun yıllar iktidarı elinde bulunduran Sosyal Demokrat Parti’nin (S) iki lideri İngvar Carlsson ve Göran Persson, bu iki lider de emeklilik yaşı 65 geldiğinde, partileri ve popülerlikleri en yüksek oy düzeyinde iken, biz emekliliğimizi yaşayacağız diyerek, Türkiye’de kimsenin bırakamayacağı parti liderliği ve Başbakanlık koltuklarından ayrılıverdiler.
Biri “çiçek sulayacağım” dedi öteki “kitap yazacağım” dedi
Biri ben çiçek sulayarak emekliliğin keyfini çıkaracağım diyerek koltuğundan gönlünce ayrılırken, diğeri de ben bir çiftlik evi alıp orada sakin bir hayat ve kitap yazacağım diyerek köşelerine çekildiler.
Sonra da partileri oy açısından düşüşe geçse bile, kulis yapıp tekrar partilerinin başına geçmek için girişim yapmadılar.
Türkiye’de ise kemikleşmiş parti liderliği hâkim. Sanki insanlar bu makam için dünyaya gelmişçesine bu makama seçim kaybetse bile sıkıca tutunuyorlar.
İsveç’te siyasetçiler seçmenlerden aldıkları destekleri kullanarak rejimde “Başkanlık sistemi” gibi değişikliğe gidecek formüller de aramıyorlar.
Kısa bir süre için göreve gelip en iyisini yapıp siyasi perdeden çekiliyorlar.
Parti lideri Başbakan sonra da Dışişleri Bakanı
İsveç’in ikinci güçlü partisi Muhafazakâr Parti (M) ve diğerlerinde de manzara aynı. Örneğin Başbakanlık yapmış Muhafazakâr Parti lideri Carl Bildt, parti liderliğinden ayrıldıktan sonra partisinde Dışişleri Bakanlığı görevini de uzun yıllar yaptı.
Hem parti liderliği hem Başbakanlık yapmış bir siyasi kimliğin partisinde Dışişleri Bakanı olarak görev yapması Türkiye’den gelenleri tabi ki şok ediyor. Sanırım Türk siyaset tarihinde böyle bir yaşanmışlık yoktur.
Yine aynı şekilde Muhafazakâr Parti’nin (M) bir başka lideri Fredrik Reinfeldt’te aynı geleneğe uyan liderlerden. İki dönem Başbakanlık yaptı kamuoyunda en güvenilir siyasetçi olmasına rağmen ve genç bir yüz olarak ”Bu kadar yeter” diyerek bu makamlardan bir hırsı olmadığını kanıtlayarak ayrıldılar.
Siyasi hırsları var ancak koltuk hırsları yok
Bu ülkede o nedenle hiç bir lider için ”Diktatör” benzetmesi yapılmaz. Siyaset bir araçtır. Ülkesi için kendi isteği ile gelir görevini yapar ve gider. O nedenle en azından ülkenin gündemini de meşgul etmezler.
Seçimlerde de bu liderler birbirleriyle siyasi olarak o kadar güzel üsluplarla kıyasıya tartışırlar ki, koalisyon ortamı da çıksa çok rahat bir araya gelirler ve ülke siyasetinde kaos yaratmazlar.
Örneğin Sosyal Demokrat Parti liderliğindeki sol blok azınlık hükümetine, sağ blok dışardan destek verecek kadar da ortak paydalarda uzlaşabilen bir siyasi gelenekten geliyorlar.
Bizdeki gibi öyle keyfi tutumlarla 4 ayda ülkeyi seçime ve kaosa götürmezler. İşte 9,5 milyon bir İsveç böyle yönetiliyor.
Avrupa’da refah düzeyi en yüksek ülkelerin başında gelen İsveç’in nüfusu az ancak demokrasi ve insan haklarına saygılıdır.
Umarım ülkemize örnek olur.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam