Karayıp Körfezi’ni, ABD’nin güneydoğu topraklarını vuran, adına kadın ismi, İrma, verilen kasırga “gökyüzünden gelen deprem” misali geçtiği her yeri yok ediyor.

Bir haftadır önüne ne gelirse, her şeyi içine çeken, yutan, savuran doğal afetten kaçmak için ABD eyaletlerinde, Ankara nüfusuna yakın beş milyondan fazla insan tahliye ediliyor, tehlike olmayan bölgelere gönderiliyor.

Soralım: İrma gibi bir felaket bizde olsa ne yaparız? En başta büyük şehirleri örneğin; İstanbul halkının yarısını, bir iki günde, düzenli, panik yapmadan, sakin bir şekilde kurallara, emirlere uyarak tahliye edebilir miyiz? Nerelere yerleştiririz, geride kalanların mal ve can güvenliğini nasıl sağlarız? Geçen aylarında zincirleme deprem yaşayan Bodrum’dan en kısa sürede nasıl çıkılır, kaçılır? Uzatılmış bayramlarda binlerce aracın doldurduğu yollar böyle bir tahliyenin ne kadar zor olduğu hakkında bilgi veriyor.

1999 Marmara Depremini hatırlayın. Depremin vurduğu yerlerde uzun saatler ne insanlar bölgeyi boşaltabilmişlerdi, ne de kurtarma ekipleri enkazlara ulaşabilmişti.
ABD’de yaşananlara bakıyorsunuz, günler öncesinden hazırlıklar başlatılıyor, , uyarılar, işin ehli uzmanlar felaket tellallığı yapmadan, an be an neler olabileceğini anlatıyor. Uydulardan gelen görüntüler, abartısız TV yayınları sadece olup biteni gösteriyor. Geride hiç kimseyi bırakmıyorlar. Herkes ne yapacağını, görevini biliyor. Bölgeyi hemen terk edin” denince, kapısını kilitleyip arkasına bakmadan uzaklara gidiyor. Akaryakıt satıcıları da, marketçiler de fırsatçı davranıp fiyatlarını katlamıyorlar. Ya biz de? Kimseyi ikna edemezsiniz, evinden çıkaramazsınız.

Dahası ABD yönetimi, İrma ortalığı yıkıp geçmeden bölgeye 15 milyar dolar yardım parası çıkarıyor.
Bizde 1999 depremi ve diğer depremler için kullanılmak üzere başta cep telefonu iletişimine koyulan ve halen uygulanan çok sayıdaki özel vergilerin, kesintilerin nerede olduğunu devlet kayıtlarında bile görünmüyor. Ama cümle alem bu paraların yasalara aykırı olarak borç ve maaş ödemelerine gittiğini biliyor. Depremler, afetler için oluşturulan toplanma merkezleri, acil yardım depoları da yok ediliyor, komedi türünde göstermelik, ciddiyetten uzak bir iki tatbikat yapılıyor.
Başbakan Yıldırım ile Çevre ve Şehircilik Bakanı Özhaseki, sürekli kentsel dönüşümden bahsediyor, işin acilliğine vurgu yapıyorlar. İyi, güzel, sağlam binalar yapalım da, bu defa binalar kurtulacak ama insanlarımız felaket bölgelerinden, gökdelenlerden nasıl çıkarılacak, nasıl yardım alacak, bu konularda plan program, kurumlar arasında görev dağılımı, koordinasyon var mı? Yangın merdivenlerine açılan kapıların zincirlerle kapalı tutulması alışkanlığımızı unutmayalım.
Şimdi; “efendim bizde İrma gibi gökyüzü depremleri olmaz” denilir, olası herhangi felaketlere karşı “gerekli önlemler alınmıştır” açıklamalarıyla konu her zaman olduğu gibi es geçilir.

Zaten felaketler karşısında tek bildiğimiz üç beş telefon bağlantılı kriz masaları kurmak, kamu hizmetlerini eleştirmek, yıkılan binaları yapan müteahhitleri suçlamak, hasar tespit komisyonları oluşturmak, bol bol “yaraları saracağız” lafları etmek sonra da işi kadere bağlamak.
Bu nedenle sevgili İrma, bizim buralara gelme, çaresizlik karşısında, “her şey Yaratan’dan” deriz, adına türküler yakar, ağlaşıp dururuz.