Çevre ve Şehircilik Bakanı ’nin, “Tüm hırsızlıklar imardan geliyor. Bunlar için İstanbul ve Ankara’ya bakın” sözlerinin yankıları devam ediyor.

Son zamanların en önemli siyasi konuşmasıydı bu.
Özhaseki, büyük bir samimiyet örneği göstererek, “Aman iktidarımıza zarar verir” diye düşünmeden olanca çıplaklığı ile dile getirdi acı gerçeği.
Evet, bugün Türkiye’de şöyle bir olgu var:
Belediyelerin yaptığı imar değişiklikleri ile kimileri büyük rantlar elde ediyor.
Bu tabloyu muhalefet partilerinin dile getirmesi, örnekleriyle ortaya koyması gerekiyordu ama o görev de iktidarın bir mensubuna düştü ne yazık ki…
Peki, “imardan gelen hırsızlıklar” nasıl önlenebilir?
Bakan Özhaseki’nin bu konudaki çözüm önerisi, belediyelerin Sayıştay ve İçişleri Bakanlığı tarafından denetiminin yeterli olmadığı, kendi bakanlığının belediyeler üzerinde daha fazla yetkiye sahip olması şeklinde özetlenebilir.
Bana kalırsa bu yeterli bir önlem değildir.
Belediye başkanlarını, meclislerini, bürokratlarını “ayarlayan” sistem bakanlık bürokratlarına da uzanabilir, onları da etkisi altına alabilir.
Doğru çözüm, imar değişikliklerinin TBMM’ye sunulması, burada bir komisyonda incelendikten sonra Genel Kurul’da oylanarak kabul veya reddedilmesidir.
“TBMM’nin zaten yeterince işi var. Bir de bununla mı uğraşacak” denilmemeli.
Madem ortada “tüm hırsızlıkların imardan geldiğine” ilişkin ciddi bir saptama var, bunun gereği yapılmalı, TBMM devreye sokulmalıdır.
Konunun bir diğer önemli boyutu da şu:
Yerel seçimlerde belediye meclislerine kimleri seçtiğimizi bilmeden oy kullanıyoruz.
Ve o meclislere bazen niyetleri pek iyi olmayan iş adamları, müteahhitler ve onların taşeronları da sızabiliyor.
Eğer “tüm hırsızlıkları” önlemek istiyorsak, belediye meclisi seçimlerinde de azami şekilde dikkatli olmalı, oylarımızı kimlere verdiğimizi bilmeliyiz.