İktidara giden yol ekonomiden geçer

0
335

Bugünlerde yeni bir siyasi örgütlenmenin hazırlıkları var. Kolay iş değil, parti kuracaksınız, finansman bulacaksınız, teşkilâtlanmaya gideceksiniz, yeni söylemler, politikalar, programlar vaatler bulunup kitleleri ikna edip destek ve oy alacaksınız.

Her konuda ortaya bir görüş koyulacaktır ama bunlar arasında ekonomide neler yapılacağı ilk başta gelecektir.
Türkiye’de çok partili sisteme geçildikten sonra iktidar oluşumlarını hep ekonomi politikalarındaki değişimler, yenilikler belirlenmiştir. Ekonomideki bozulmalar da iktidarların gidişinde en belirleyici rolü oynamıştır.

1950’li yıllarda Demokrat Parti (DP) halkın zenginleşmesi hedefiyle katı devletçilik anlayışını benimseyen CHP’ye karşı on yıl iktidarda kalmıştı. Ancak hesapsız kitapsız, programsız yapılan harcamalar DP’nin sonunu hazırlamıştı.
1960’lı yıllarda Süleyman Demirel liderliğindeki Adalet Partisi, özellikle enerji yatırımlarıyla, özel sektörün devlet destekli gelişmesi politikalarıyla iktidarı tek başına elinde tutmuştu.

1970’lı yıllarda dünya ekonomisindeki krizlerin yanı sıra ülkede altüst olan toplumsal yaşama ve gelir dengesizliklerine karşı “hakça bölüşüm” sloganını çözüm olarak sunan Bülent Ecevit, en yüksek oyu almıştı.
1980’lı yıllarda 24 Ocak kararlarının mimarı Turgut Özal’ın serbest piyasa ve dünya ile bütünleşme odaklı politikaları Anavatan Partisi’nin tek başına sekiz yıl iktidarda kalmasını sağlamıştı.

1990’lı yılların başında ekonomide yine bozulan dengelere sert eleştirilerine “kim ne veriyorsa ben iki katını vereceğim” sloganını ekleyen Demirel yine, yeniden iktidar koltuğuna oturmuştu. O yıllarda değişen iç ve dış siyaset ve terörle zora giren devlet ekonomisini kurtarmak için yapılan vaatler, “acı reçeteler” siyasi karışıklara neden olmuştu. Bunu fırsata dönüştüren Necmettin Erbakan liderliğindeki “İslami siyasetin”, “rant ekonomisini” eleştiri merkezine alan yolsuzluk, yoksulluk temalı abartılı ve sert söylemleri yoksul kesimlerin oyu ile yükselişe geçmişti.

2000’lı yıllarda Adalet ve Kalkınma Partisi’ni (AKP) iktidara getiren ekonomi politikalarından çok 2001 kriz ile savrulan geniş kitlelerin tepkisiydi. Her sektörde önemli alt yapı projeleri, buna bağlı alım gücünün yükselmesi ve yeni devlet yönetim anlayışı AKP’nin iktidar yıllarının yaşanmasına neden oldu.

Günümüzde ekonomi zor günler geçiyor. Enflasyonda, istihdamda, üretimde, yatırımda yaşanan darboğazlar, hedeflerden sapmalar, “yeni başarı hikayelerinin” ortaya koyulamaması, AKP ekonomi politikalarının sorgulanmasına yol açıyor.
Geçmişte olduğu gibi, bugün ekonomide yaşananlar yeni bir partinin güçlü bir şekilde ortaya çıkmasına vesile olabilir mi? Bize göre bunu, yeni partinin, (partilerin), alternatif olarak konuşulacak yeni ekonomi politikalarını başlığa çıkarma başarısı belirleyecektir. Piyasaların itibar edeceği iyi ekonomi kurmayları da güven artırıcı olacaktır.

Meydanlarda, ekranlarda “enflasyonu ezeceğim, maaşlara zam yapacağım, işsizliği bitireceğim, faizleri düşüreceğim” gibi basma kalıp laflara itibar edilmediği, yıllardır ekonomiye sadece analiz raporları yazmakla yetinen CHP ve MHP’nin durumuyla ortada.
Kitleler, yeni partiden, partilerden ilk iş olarak Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin üniversiteye dönüştürülmesini değil, kemer sıkmalar, acı reçeteler içermeyen, sağlam temellere dayalı, kaynağı belirli, tutarlı ve kısa sürede beklentilerini karşılayacak yeni ekonomi politikalar, yeni umutlar, aş ve iş bekliyor.