Bizim kuşaklar, televizyon yayının siyah beyaz olduğu dönemlerde Amerikan ajanlarının casusluk öyküleri içeren “Görevimiz Tehlike” adlı dizi filmlerini izlerdi.

Hatırlatalım; dizi, (sonra uzun filmleri de çekildi), Amerikan gizli istihbarat Örgütü CIA’ye bağlı olarak daha da gizli çalışan “İmpossible Mission Force” (IMF) adlı bir ekibin dünyadaki kötü adamları yok etmesi üzerine kurguludur. Yapılacak işler bir video kayıdı ile ekip başına gönderilir. Kayıtta, “tehlikeli görev” kısaca anlatılır ve en sonunda “eğer yakalanırsanız veya ölürseniz, biz sizi tanımıyoruz, ilgimiz, bağımız yok denileceği” belirtilir ve “bu kayıt kendini beş saniye içinde kendini yok edecektir” sesi ile biter. Kayıt cihazla birlikte yanar, yok olur. Dizinin en çarpıcı özelliği, gizli ajanların, kovaladıkları adamların yüzlerinin maskelerini yaparak onların yerlerine geçmeleri ve olayları çözmeleridir.

Şimdi, ABD ile vize krizine bakılırsa, görevimiz tehlike dizisinin tam tersi yaşanıyor. Beyaz Saray, “bu adam bizim adamımızdır” diyor ve sahip çıkıyor. Demek bu ajanın (veya ajanların) yaptığı işler, üstlendikleri “tehlikeli görevler” o kadar çok kıymetli ki onu koruma adına “müttefik, dost, stratejik ortak” diye tanımladığı bir ülkeye vize yasağı bile koyuyor. Hem de adamının alenen ve dünyanın gözü önünde deşifre olmasına aldırmayarak.
Bu adam; (ya da adamlar) Türkiye’de ne gibi işler üstlenmiş, neler yapmış, kimlerle oturup kalkmış, kimlerle temas kurmuş, dünü, öncesi nedir, bilinmiyor. Acaba bu adama kendini imha eden kaç tane video kayıdı ve mesajı geldi? Hangi maskeleri taktı da anlaşılmadı? Adamı ortaya çıkaran FETÖ bağlantıları ise; bu kişi Türkiye’deki diplomatların imamı olmasın sakın?

Kaygımız; FETÖ soruşturmalarının başka büyükelçiliklere sıçraması halinde vize yasağının yaygınlaşması. Örneğin her konuda ABD’nin sözünden çıkmayan İngiltere, “AB demek biz demek” diyen Almanya, Hollanda, Fransa, benzeri vize yasakları koyarlar mı? Siz o zaman izleyin görevimiz tehlikeyi!
Gelelim diğer IMF’’ye, yani Uluslararası Para Fonu’na. Vize yasağı nedeniyle ortalığın toz duman olduğu, liranın değer kaybının yine uçuşa geçtiğinde şu günlerde rapor yayınlıyor ve “Türkiye ekonomisi iyi yolda, büyüme oranları bizim tahminlerimize göre de yüzde 5.1’i bulur, şunlar yapılırsa daha da güzel olacak” diyor. Ancak kimse bu “olumlu” raporun yüzüne bakmıyor.

IMF, dünyada batı sermayesinin jandarmasıdır, küresel yatırımcıların referansıdır. Eğer IMF; “şu ülke iyidir” derse para oraya akar, eğer “şu ülkede işler kötüye gidiyor” derse para oradan anında kaçar. IMF’nin Türkiye gibi ülkeler hakkında, böyle övgü dolu raporlar yayınlanmasına nadir rastlanır. Şunu da ekleyelim: ABD, IMF’nin yüzde 25 payla en büyük ortağıdır. IMF, ABD yönetimlerinin bilgisi ve ilgisi dışında adım bile atamaz. Bir anlamda IMF, ABD’nin ekonomik yaptırım gücü olarak da çalışır.

Olağan günler olsa bu IMF raporu “siyasi ranta” dönüştürülür, üzerinde tepinilir, başdanışmanlar “başarıyı” paylaşamaz, bir kısım medyada manşetten inmezdi. Hele, döviz kurlarının, faizlerin kontrolsüz oynadığı bugünlere ilaç gibi gelirdi. Demek, vize yasağı ve rapor yayınlama zamanlamasında ABD ile IMF arasında kopukluk yaşanmış.

Ama günü IMF bile kurtaramıyor. Dolar; her gün 3.80’ini, avro; 4.50’leri test ediyor. Sıcak para da hisse senedini, tahvilini, lira hesabını dolara, avroya çevirip kaçıyor. Hesaplar, kitaplar, kısa, orta, uzun vadeli planlar, yılsonu tahminleri şimdiden kadük oldu. Her şey sil baştan.