İstanbul’u, duayen gazeteci yazar Eyüp Karadayı’dan gözlerim faltaşı olarak aktararacağım bugün. Hem de Balyan ustaların kent ikonu Ortaköy Camiine 30 metre mesafede ki cumbamdan bakarak:

Usta Karadayı diyor ki; Şimdi yazacaklarıma, bazı genç dostlarımız gücenecek belki ama, İstanbul’u iyi tanıyan ağabeylerine sorduklarında, bunların gerçekten önemli olduğunu öğreneceklerdir. Yerlisi olan bizlerin bile, bu güzel şehri tam olarak saramadığı gerçeği ortada iken !… Öncelikle, Yanni-Taki-Aleko-Yasef-Dikran-Anastas-Rober-Akabi-Raşel-Serkiz-Koço-Bedros-Jirayr vs gibi “ekalliyet” dediğimiz,ama İstanbul yerlisinden daha yerli arkadaşları olmamış, onlarla kahvede, maçta, tavernalarda, okullarda, beraberce ağlayıp- gülmemiş dostlarımız İSTANBULLU sayılamaz ki.. Kurbağalıdere’nin o meşhur kokusunu da koklamamışsan, Kuşdili çayırı’nda top koşturmadıysan, eski Fenerbahçe Stadı’na tel örgülü duvarlardan atlayıp kaçak maç seyretmedi isen, Küçüksu’da kurulan mısır kazanlarında,

Alibeyköy’ün sütlü kaynamış mısırlarından yemek nasip olmamış, Çengelköy salatalığını bostanından koparıp tatmamış, Gülhane Parkında Karagöz-Hacivat oyunu seyredememiş, “Çiçek Pasajının Entel Cavit’i” ile sohbet edememiş, tuzlu fıstıkla votka-bira yudumlamamış, Beyoğlu Rejans’ta limonlu votka içmemiş,Tepebaşı Çocuk Tiyatrosu’nun zevkine varamamış, Sulukule’de Raks evlerine gitmemiş, Sirkeci’de Kara trenlerin içinde kovalamaca oynamamış, Kumkapı’da rakı sofrasına dostça oturup, yine dostça kalkmamış, çalgıcılara eşlik etmemiş akşamcılar, Moda’daki KOÇO’yu bilememiş ve nefis mezelerinden tatmamış dostlarımızda İstanbulluyum diyemez..

Kapalı Çarşının tüm kapılarından girip çıkmamış, Çukurcuma’yı görmemiş, Taksim Eftalafos Kahvesinde nargile içmemiş veya içenleri seyretmemiş dostlarımız, Beyoğlu’ndaki Abanoz Sokağını, Yüksek Kaldırımın sosyetik aşuftelerini, Ziba’yı bilmeyen, ünlü (S)prodüktörü Berç nam-ı diğer Zurnik efendinin,Çanakkaleli Melahat veya Lüks Nermin’in sadece adını bile duymamış olanlar, Yeşilçam Sokağı’nın eski halini, oraya yakın aportta iş bekleyen Figüran
Kahvelerini ve oralardaki derin sohbetlere şahit olmamışlar, Tepebaşı’ndaki “Müzisyenler Kahvesini” ve organizatör SARI Orhan’ı, Tepebaşı Tiyatrosu’nu bilmeyenlere ne demeli !?…
Sarıyer sahilinde balık, Pendik Hilmi Gazinosu’nda pilaki yememiş olanlar, gençliğinde Kumkapı’da ya da Kadıköy Mühürdar’da denizden çıkarttıkları o kocaman midyeleri teneke üzerinde nar gibi kızartıp ekmeğine katık yapmamış, Tarabya, Küçüksu, Moda, Caddebostan, Suadiye ve Süreyya Plajı’nda denize girememiş, Adaların tümünü gezememiş, Burgaz’ın Kalpazankaya plajında kumlara basmamış, eşek sırtında “Ada turu” yapmamış, Gaskonyalı Toma’yı ve Bostancı’da Saksonyalı Vedat’ı (!) tanımamışsan, başta rahmetli “Sanat güneşimiz” ZEKİ MÜREN’i ,Ahmet Üstün, Safiye Ayla, Hamiyet Yüceses, Müzeyyen Senar, Sabite Tur, Perihan Altındağ’ı, türkücü Zehra Bilir, Abdullah Yüce’yi, ayrıca Sadi Işılay, Şükrü Tunar, Ahmet Yatman, Ercüment Batanay’ın sazlarıyla yaptıkları muhteşem “taksimleri”, ünlü komedyenler; Balarıları’nı , Ateşböcekleri’ni, Celal Şahin’i, Orhan Boran’ı, Taksim Belediye, Bebek Belediye, Luna Park, Çakıl, Gar Gazinosu ́nda, ya da Maksim ́de izleyememişsen, İmam Sokak’taki meşhur Çağlayan Saz’a gitmemişsen “İstanbulluyum” diyemezsin.
Yine Beyoğlu Rebul Eczanesi’nden Limon Kolonyası almamışsan, (Lavanta+) Bakara’dan iskarpin alıp, Gömlekçi Daniş’de ısmarlama gömlek diktirmemişsen, Galatasaray’daki Zara’ dan giyim aksesuarı almamış veya o nefis vitrinleri seyredememişsen, Sirkeci Doğubank’ta Rüştü Şenkardeş’e uğramamışsan, Notre Dame de Sion, Saint Benova Fransız Kız Okulları önünde kız araklama teşebbüsünde bulunmamışsan, Beyoğlu’ndaki Atlantik’de köpüklü –votka-bira içip sosisli ve Amerikan salatalı sandviç yememişsen sana İstanbullu denilemez ki !..

Bir şehr-i İstanbul ki hayali cihan değer
Beyaz Fırın’dan yağlı açma, un kurabiyesi almadıysan, Sarıyer ve Karaköy’ün ünlü börek ve poğaçasından yemediysen, Moda’da ünlü Koço Gazinosu’nda, Kalamış’taki Todori’de meze yemediysen, uskumru ÇİROZ’ unu 2 kuruşa Balık Pazarı’ndan alıp yiyememiş, Kanlıca iskelesinin yanında gece denize girip, sonra da Boğaz sularında ışıldayan o muhteşem yakamozları seyrederek, pudra şekerli yoğurt kaşıklamadıysan, veeeeeeee… Haliç’de torik balığı yakalayıp Lakerda yapmamış olanlar, Beyoğlu’ndaki İnci Pastahanesi’nde Porifitorel, Saray Muhallebicisi’nde tavuk göğsü tatmamış, caddede açıkta satılan takoz çikolatalardan yememiş, Taksim İşkembecisini ve de Feriköy’deki, Balat’taki meşhur işkembecileri, kokoreççileri, Sütlüce’deki uykulukları tatmayıp adını bile bilmeyen dostlarımız sadece “İstanbul’da yaşayanlar” diye tanımlanırlar ancak !…
Adamo’yu, Peppino di Capri’yi ve Luis Alberto Del Parana Orkestrası LOS PARAGUAYOS’u Kervansaray’da, Roberto Loreno’ yu, Dario Moreno’yu, Taksim Belediye Gazinosu’nda dinlemek şansına sahip olamamış, Gaskonyalı Toma’yı tanımamış, Moda İskelesi önünden sandal içinde ya da karadan, ünlü Moda Deniz kulübü’nde düzenlenen konser ya da baloları izlemediysen, Söğütlüçeşme’ deki Kuşdili Lale Sineması’nda (şimdi İtfaiye binası) İsmail Dümbüllü-Tevfik İnce ikilisini, hafta sonlarında “31 kısım tekmili birden” diye lanse edilen uzuuun kovboy filmlerinde Gine Turner ya da Gary Cooper’i seyretmemişsen, yine İstanbullu sayılmazsın…
Tarihi Şeref Stadı’nın zahmetini çekmemiş, LEFTER’i, TURGAY’i, BABA RECEP’i, CAN’ı ve METİN OKTAY’ı Mithatpaşa Stadı’nda izlememiş olanlar, para az olunca duhuliyeden, hiç olmayınca Gazhane sırtlarından maç seyretmiş olmayanlar, Mithatpaşa Stadı’nda kurulan Güreş minderlerinde 8 sıklette Dünya şampiyonu olan Serbest Güreş Milli Takımı aslanları; Yaşar Doğu, Hamit Kaplan, Nasuh Akar, Ali Yücel, Gazanfer Bilge, Celal Atik, vs’yi göremeyenler, Harlem Globtrotters Basketbol Takımının enfes gösterisini ve Buz Revüsü’nü eski Spor ve Sergi Sarayı’nda seyretmemiş, Galata ve Beyazıt Kuleleri’ne bir kere olsun çıkıp, şehre tepeden bakmamış, Piyer Loti’den Haliç’i seyretmemiş, Bebek’te meşhur “yengen” sandviçlerinden yememiş olanlara ne demeli !?..,

Tramvaya asılarak seyahat etmeyen, Beyoğlu’nun o gizemli Apartmanlarının(!) içini merak saikası(!) için de olsa, gezmemiş olanlar, Beyoğluspor Klübü’ nün Rumlara, Taksim’in Ermeni vatandaşlarımıza ait birer Lig takımı olduğunu bilmeyenler, (SOFYANİDİS VE KASAPOĞLU ORADAN YETİŞME.. KASAPOĞLU SONRADAN İSTANBUL SPOR’A, SOFYANİDİS BEŞİKTAŞ’A GİTMİŞ VE İKİSİ DE TÜRK MİLLİ TAKIMINDA FORMA GİYMİŞTİR)
Ramazanlarda oruç tutanla tutmayanın nasıl kardeşçe yaşadığını yaşamamış olanlar, Beyoğlu Ağa Camii’nde her hafta Mevlüt okunduğunu ve Mevlut şekeri almak için Rum, Ermeni, Musevi sınıf arkadaşlarının nasıl da muzipçe oyunlar yaptığını görmeyenler.. Ve bu anlattıklarıma daha binlerce ilave olacak İstanbul’un özelliklerini bilmeyenler; “İSTANBULLUYUM” diyemezler..
Yani kısacası Heybeli’de mehtaba çıkmamışsan, Kalamış’dan bir tatlı huzur almayı denememişsen, Boğaziçi’ndeki şen gönüllere uzanamamış veeee…Çamlıca’daki ağaç gövdelerinde, sevgilinle birlikte bir çakı ”İZİ” dahi bırakmamışsan.. .” İSTANBULLUYUM” diyemezsin…
Sadece ve sadece “İstanbul’da yaşıyorum veya yaşadım” diyebilirsin !…