Hürriyet Haber’e dayandırılan bir paylaşım, Facebook’da Türk Tarihçiler Birliği sitesinde paylaşıldı. Buna göre 147 ton kitap Milli Kütüphane tarafından Hurdasan’a kilosu 15-50 kuruş gibi bir fiyatla satılmıştı.

Hurda olarak satılan bu kağıtlar içerisinde yüzlerce nadide eserin bulunduğu ve bunların sahaflara aktarıldığı bildirilmekteydi. Gazete haberine göre Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik’in önceki gün Twitter hesabından yaptığı “Milli Kütüphane’de pek çok eserle ilgili suç teşkil eden uygulamalar tespit ettik” açıklaması ile bu olayı anlatmaktaydı. Hürriyet muhabirleri Ankara’daki çeşitli sahaflarda Milli Kütüphane mühürlü kitaplara rastlamışlardı.
2007 yılında 102 ton ve 2011 yılında 45 ton olarak gerçekleşen bu hurda kağıt satışı ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti’nde ilk defa görülmüyor. 1931 yılında Bulgaristan’a satılan hurda kağıt meselesini uzun zamandır zaten yazmak istiyorduk. Bu üzücü haber, bu yazıyı bugün yazmamıza sebep oldu.

1931 yılında Bulgaristan’a hurda kağıt satışı gerçekleşmeden evvel 1929 yılında İstanbul’a Panço Doref isimli bir Bulgar gelir. Bu kişi Galatasaray mezunu olup eski Osmanlı Meclis-i Mebusanında Manastır mebusu olarak bulunmuştur. Dolayısıyla Osmanlıcayı ve modern Türkçeyi çok iyi bilmektedir. 3 yıl kadar İstanbul arşivlerinde ve kütüphanelerinde incelemelerde bulunmuştur. Hurda kağıt satışı sırasında bu kağıtları Bulgaristan’ın satın alması için çok ısrar etmiştir.

Sonuçta ısrarında öne sürdüğü gibi bu hurda kağıtlar içerisinde Bulgaristan’ı ilgilendiren pek çok belge çıkmış ve bu da Panço Doref’in bu işteki gerçek ve gizli görevi konusunda tartışmalar yaratmıştır (Bulgaristan’a Satılan Evrak ve Cumhuriyet Dönemi Arşiv Çalışmaları, Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara 1993, s.XXIX).

Bulgaristan’a satılan malzemelerin hurda kağıt filan olmayıp tarihi arşiv malzemesi olduğu konusu ortaya atılmıştı. Muallim Cevdet ve İbrahim Hakkı Konyalı gibi tarih dostları tarafından kamuoyuna aktarılan bu olay üniversite gençliği içerisinde ve Son Posta, vakit, Milliyet, Cumhuriyet, Açıksöz gibi İstanbul basınında büyük tepki doğurmuştur.
20 Mayıs 1931 tarihli Milliyet gazetesinde yazan Köprülüzade Fuat Bey, “ben Darülfünun Tarih Encümeni namına vaziyeti resmen Maarif Vekaletine bildireceğim” demekteydi. Bu satışın önlenmesi için Ahmet Refik Altınay, “Gazi hazretlerine” müracaat etmiş, ama bu arada 200 balya evrak da satılmıştır (Bulgaristan’a Satılan Evrak, s.148. Esas kaynak: Milliyet Gazetesi, 24 Mayıs 1931, s.1).

Son Posta gazetesi 13 Mayıs 1931 tarihli nüshasında 1. sayfada kitapların Sirkeci Tren İstasyonuna naklini gösteren resim koymuştu. Aslında kararı Maliye Vekaleti vermiş ve uygulamayı İstanbul Defterdarlığı gerçekleştirmişti. Bu belgelerin okkası (1283 gr) 3 kuruş 12 paraya İzzet Halim Bey ve M. Takforyan ile ortaklarına satılmıştı. Bunların içerisinde Fatih dönemine ait belgeler, Vidin, Silistre vilayetlerine ait belgeler bulunmaktaydı. Son Posta, zülf-i yâre de fazla dokunamadığından “bu eserlerin bir mütehassıs tarafından tasnif edildikten sonra satılması çok muvafık olurdu” diyebilmektedir (Bulgaristan’a Satılan Evrak, s.137). Sonuç olarak günah keçisi olarak İstanbul Defterdarı Şefik Bey bulunacaktır.

Bu aşamada Manisa Mebusu Refik Şevket Bey, Maliye Bakanına sözlü bir soru önergesi vermiş ve Başbakanlık tarafından bir genelge yayınlanarak satış durdurulmuştur.

Ama bütün bunlar oluncaya kadar Panço Doref efendinin arzuları büyük ölçüde gerçekleşmiştir.
Bulgarlar gelen “hurda kağıtları” hemen tasnife tabi tutmuşlar. Cyril ve Methodius Kütüphanesi’de okuyuculara sundukları bu belgelerden Şarkiyat Şubesi’nde bulunanlar:
1. 350.000 gömlek içerisinde 1 milyon belge;
2. 700 adet maliye defteri;
3. 405 adet icmal ve mufassal tahrir defteri;
4. 200 adet şer’iye (kadı) sicil defteri bulunmaktadır.
Osmanlı arşivlerini iyi bilmeyenler için olayı şu şekilde özetleyebilirim:
1931 yılında Bulgarların ödediği bütün para, 405 icmal ve mufassal tahrir defterinden sadece 1 (bir) tanesinin bile karşılığı değildir.
Panço Doref, 3 yıl İstanbul arşivlerinde çalıştığı sürede kimleri ne şekilde ikna etti ve çoğu Bulgaristan tarihi ile ilgili bu kadar arşiv belgesi tesadüfen bir araya nasıl toplandı ve satışı gerçekleştirilen malzeme arasına girdi? Bunu belki de hiçbir zaman tam olarak bilemeyeceğiz. Bildiğimiz bir şey varsa o da, Bulgaristan’a bu belgeleri incelemek için gelen araştırmacılar Sofya’nın lüks otellerinde günlerce kalmak ve binlerce Euro ödemek zorundalar.

Bulgaristan’a Satılan Evrak kitabını hazırlatarak konuyu gündeme taşıyan değerli insan Devlet Arşivleri Genel Müdürü İsmet Binark’ın sadece bu çalışması bile kendisini minnetle anmamız için yeterlidir. Kitabı hazırlayan Mehmet Torunlar ve Erol Çelik’e ve diğer emek veren elemanlara da teşekkür borçluyuz.
Gençlerimiz ve devlet adamlarımız bu acı olayı iyi bilmeli ve hiçbir zaman unutmamalıdır. Hile ve rüşvetle satıldığına inandığımız bu belgelerin tekrar İstanbul’a gelmesi, sadece suretlerinin Sofya’da kalması hakkaniyete ve hukuka en uygun olanıdır.

PAYLAŞ
Önceki İçerikLalaler elde kaldı
Sonraki İçerikKüresel kuklacıların son adımı
Prof. Dr. Yılmaz Kurt
1949'da Osmaniye'de doğdu. Ankara Üniversitesi DTCF Tarih Bölümü Öğretim Üyesi, Yeniçağ Tarihi Anabilim Dalı Başkanlığı, Tarih Bölümü Başkanlığı, OTAM Müdürlüğü görevlerinde bulundu.