Küçücük Hollanda’nın nasıl olup da başımıza bu kadar bela çıkarabildiğini merak ediyor halkımız… “38 bin 257 KM2’lik Konya ilimizden sadece birazcık büyük olan bir ülke, neyine güveniyor?” sorusu, yüksek sesle dile getirilmeye başlandı…

Meslekî yaşamanın toplam 1 yıla yakınını Hollanda’da geçirmiş biri olarak yaptığım gözlemlere dayanarak “fizikî açıdan çok ilginç bir ülke” diyebilirim… Yaşadığı bölgelere göre, eğilimleri ciddi değişiklikler gösteren, ama aynı etnik soydan gelen bir halkın olduğu bir yer orası… Flamanca kökenli ve duyanın kulağına biraz kaba gelen bir dilleri var… Demokratik bir Krallık Sistemi ile yönetiliyor Başkent’i Kraliyet Sarayı’nın bulunduğu için Amsterdam değil, yakınlarındaki Lahey kenti…
Biri bana “bütün Hollandalıları tek kelimeyle tanımlayabilir misin” derse, vereceğim yanıt, “tüccar” olur…
17. yüzyıl boyunca Hollandalılar dünyanın her bölgesiyle ticarete girmiştiler. Kuzey Amerika’da Nieuw Amsterdam gibi koloniler kurdular. 1602 yılında kurulan ‘Hollanda Doğu Hindistan Şirketi de (Vereenigde Oostindische Compagnie) Asya’da koloniler kurdu ve Bu koloniler zamanla Endonezya ülkesini oluşturdu… Kısa zamanda da; Cape Town, Surinam, Bengal, Batı Afrika Adaları, Nagazaki, Hürmüz Adası. Curaçao Adası ve Aruba Adası da, Hollanda Sömürgeleri’ne eklenmişti…
Ayrıca Hollandalılar köle ticaretinden büyük bir kar sağlamışlardı… 1650 yılında Avrupa’da köle ticaretinin merkezi haline gelen Amsterdam Limanı’nda kayıtlı köle gemilerinin sayısı 10,000’i geçiyordu…
Sömürmeye dayalı sistemin, oralarda sömürülecek bir şey kalmadığı için yok olmaya başladığı sürece gelindiğinde, pek zorlanmadı Hollanda… Kollarında günümüzde de çok geçerli olan bir altın bilezik, yüzyıllar içinde geliştirdikleri “ticarî yetenek” vardı çünkü…
Alınıp satılabilecek her şeyi değerlendirmeyi biliyorlardı… Para kazanmak esastı ve eskiden Güneydoğu Asya’dan getirip sattıkları baharatların yerini “uyuşturucu maddelerin” geçmesine kolayca adapte oldular… Ama kendi halklını korumayı becermişlerdi bu arada… Esrarı belli kurallarla serbest bırakıp; “ağır uyuşturucu” sınıfına soktukları eroin, kokain ve estetik uyuşturucularla mücadele ediyorlardı… Bugün üzerinde 20 gramdan gazla olmamak kaydıyla esrar taşımak, canının istediği her yerde içmek serbest… Hollandalılar dikkatle esrarın ülkeye girişine karışmıyor, ama bir tür kabzımal işleviyle, gelenleri satın alıp piyasaya sürüyor… Son alıcıların çoğunlukla turist olması sayesinde de, ülkeye bol bol nakit para giriyor…
Halkın yaşadığı bölgeye göre farklı eğimler göstermesi konusuna gelince… Ülkenin Almanya ile olan sınır bölgesinde yaşayanlar, iflah olmaz Alman düşmanları… Onlara göre, alman olma da ne olursan ol… Ülkenin en büyük iki kenti olan Amsterdam ve Rotterdam’da yaşayanlar ise yüzyıllardır birbirine düşman… İki kentin futbol takımlarının birbiriyle yaptığı maçlarda, seyirciler arasında arbede çıkmaması mümkün değil…
Ülkenin fizikî ilginçliği ise az olan toprakları arttırmak için gözlerin denize çevrilmesi ve bentler kurarak yeni topraklar edinilmesi… O bentlere gidip, ayak bastığı yerin deniz seviyesinin ne kadar altında olduğunu gören turistleri çok korkutan bir manzara arıyorsanız, gidip bir bakın derim…
Hollanda’ya kızıp mutlaka karşılık vermek gerektiğini düşünenlere bir öğüt… Eğer gücünüz yetiyorsa; yalnızca temel özelliklerinden vurarak, yani “ticaretlerini engelleyerek” yapabilirsiniz bunu…
Mesela, daha yeni imzalamış olan Petrol Ofisi’nin Satış Anlaşması’nı iptal ederek..!

PAYLAŞ
Önceki İçerikDolar 3.74 Lira oldu
Sonraki İçerikÖğrenciler cep harçlıklarıyla kısa film çekti
Mehmet Ali Yula
Gazeteciliğe 1965 yılında Ankara’da başladı. 1970’de Hürriyet’e geçti. 1977’da ek görev olarak İsveç Devlet Radyosu. 1991’de Nokta Dergisi. 1993’da Akis Dergisi. 1994’de Inter Star Televizyonu. 1998’de mesleği terketti. 2006’da emekli oldu.